içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

DEPRESYON

Depresyon kavramı tıp alanında ilk defa Hipokrat tarafından “melankoli” olarak ifade edilmiştir.  Bu kavram bireyin üzgün olması, eylem ve düşüncelerinde yavaşlama olması, kendini değersiz ve güçsüz hissetmesi, isteksiz ve ilgisiz olması, karamsarlık, intihar duygu ve düşüncelerinin etkisi altında kalması olarak tanımlanmaktadır.  Depresyon tek başına ya da diğer ruhsal hastalıklarla beraber ortaya çıkabilmektedir. Latince kökenli olan depresyon kelimesi Türkçede keder, donukluk, çökkünlük, bitkinlik anlamlarına gelmektedir. Hem sosyal hem de kişisel olarak bireyin hayatında sorunlara neden olan depresyon; en çok işlev kaybına sebebiyet veren ruhsal hastalıkların ilk sıralarında yer almaktadır.  Depresyon aynı zamanda kalp ve damar hastalıkları, intihara bağlı ölüm ve kaza risklerini arttırmaktadır. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki depresyon; insan kayıplarına ve tıbbi tedavi maliyetleri açısından da sosyal tükenmeye neden olmaktadır. Depresyonun görülme oranı çok yüksektir. Buna bağlı olarak günümüzde intihar etme yaşında düşüşler gözlemlenmektedir. Ayrıca sigara ve madde kullanmada artış, kullanmaya başlama yaşlarında ise düşüş vardır. ABD’de genç yaşta ölen kişilerin ölüm sebepleri incelendiğinde, üçüncü sırada intiharın yer aldığını görmek mümkündür.

 

 

Depresyon sık görülen ruhsal bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Bu da yaklaşık her dört bireyden birinin depresyonda olduğu anlamına gelmektedir. Depresyonun başlaması için bir neden olmasına gerek yoktur. Ancak bazı sebeplerden dolayı da ortaya çıkabilmektedir. Bunlar:

 

 

Yaşın ilerlemesi/yaşlanma, yoksulluk-işsizlik, cinsiyet, stres, başarısızlık, özellikle çocukluk döneminde ebeveynlerden birini kaybetmek, bedensel bir hastalığa sahip olmaktır.

 

 

Yaşam şartlarının zor olması, ruhsal hastalıkların ortaya çıkmasında başrol oynayan faktörlerden biridir. Yaşam olayları kişinin baş edemeyeceği kadar şiddetli ve zor olduğunda ruhsal dengenin sarsılmasına neden olmaktadır. Ancak yaşam olayları, bireyin karşılaştığı problemlerle baş edebilme becerisini geliştirecek düzeyde olduğunda; benliğin güçlenmesine katkı sağlamaktadır. Depresyonun genel belirtileri fiziksel/bedensel, ruhsal, davranışsal, bilişsel olarak kendini göstermektedir. Daha spesifik belirtiler ise; odaklanma problemi, harekette yavaşlama, hüzünlü ve kederli durumlar, değersizlik hissi, önceden haz alınan şeylerden artık haz alamama durumu (anhedoni), halsizlik ve güçsüzlüktür.

 

 

DSM-5 ‘e göre  bireyin depresyon tanısı alabilmesi için aşağıdaki semptomların beş ya da daha fazlasını göstermesi gerekmektedir. Ek olarak bireyin işlevselliğinde belirgin bir farklılık meydana gelmiş olmalıdır. Bu belirtilerden en az bir tanesi çökkünlük veya anhedoni olmalıdır. Bu belirtiler/semptomlar:

 

 

 

- Her gün olmasa bile günün büyük bir diliminde çökkün bir ruh haline sahip olmak.

- Büyük ve önemli etkinliklere duyulan ilgide belirgin bir azalma, haz alamamak. Neredeyse her gün ve uzun süreli görülen bir durumdur.

- Neredeyse her gün çok uyumak ya da hiç uyumamak.

- Çoğu zaman bitkin hissetme ve enerjide ciddi anlamda düşüş.

- Neredeyse her gün suçluluk duymak, değersiz hissetmek.

- Neredeyse her gün düşünmekte, karar vermekte ve odaklanmakta zorlanmak.

- Yeme isteğinde belirgin şekilde artma ya da azalma durumu.

- Sürekli ölümü, intihar etmeyi düşünmek, kendini öldürmek için plan veya tasarılar geliştirmek.

- Nerdeyse her gün hareketlerde/psikomotor becerilerde yavaşlama görülmesi.

 

 

 

Depresyonun çeşitleri vardır. Amerikan Psikiyatri Birliği’nin sınıflandırmasına göre:  “Distimi, Major Depresyon, Premenstrüel Disfori, Madde ve İlaca Bağlı Depresyon, Başka Bir Sağlık Durumuna Depresyon, Tanımlanmamış Depresyon” şeklindedir.

 

 

Depresyon kavramının temel noktalarını gördük. Şimdi depresyonun bazı kuramlarda ne şekilde tanımlandığını inceleyelim

 

 

Psikanalitik Kuram ve Depresyon:

Freud’a göre depresyon, oral dönemde(0-1.5 yaş)  yaşanan yoksunluğa karşı verilen tepkilerden doğmuştur. Bireyler bu dönemde yeterince doyum sağlayamadığında, oral nesnesinin var olmayışına karşılık kızgınlık ve yas duymaktadır. Bu kızgınlık ve yas duygularını kendisine yönelten bireylerde depresyon meydana gelmektedir.

 

 

Davranışçı Kuram ve Depresyon:

Bu kurama göre uyumlu davranmak, sağlıklı olmanın göstergesidir. Davranışçılar bireylerde görülen uyumsuz davranış ve çeşitliliğin oluşturduğu sorunu depresyon olarak açıklamaktadır. Bireyin kendisinde bulunan aktif olmayan davranışları fazla kullanması ve uyumlu davranışlarda azalma göstermesi depresyonu oluşturan temel noktalardır. Depresyon kişide yanlış algılama, sorumluluklarıyla ilgili abartılı düşünme stiline sahip olma ve algılarını çarpıtmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak da kişide görülen olumlu pekiştireçler azalır ve depresyon düzeyi artar.

 

 

Kişilerarası Kuram ve Depresyon:

Depresyon kişilerarası iletişim, sosyal bağlantılar ve etkileşimlerden dolayı ortaya çıkmaktadır. Kayıplar yaşanması, travmatik olaylar vb. kişide depresyona neden olabilmektedir. Kurama göre sosyal etkileşim, depresyonu önlemede önemli bir araçtır.

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

Er, Ö. Ü. Y., & Çöpür, H. (2020). Üniversite Öğrencilerinde Depresyon Ve Boş Zamanın Anlamı İlişkisinin İncelenmesi.

Karaköse, H. B. (2019). Üniversite öğrencilerindeki akıllı telefon bağımlılığının yaşam doyumu ve depresyon açısından incelenmesi (Master's thesis, İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).

SAĞIR, M., GÖKSOY, S., & ASLAN, H. (2018). Okulda Örgütsel Depresyon. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 15(1), 55-68.

Yaygır, C. (2018). Üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığı depresyon ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi (Master's thesis, İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı 372 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum