içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

OLUMLU YÖNDEN BAK: TOKSİK POZİTİFLİK ZEHRİ

Kötü bir olay yaşadınız veya bir konuda zorlandınız. Bunu çevrenizden birisiyle paylaşmak istediniz ve cevap olarak şu cümleler karşıladı sizi: “Her şey düzelecek”, “Daha kötüsü olabilirdi”, “Bardağın dolu tarafına bak”… Çoğunuza tanıdık geldiğini düşünüyorum. Bir de dünyanın içinden geçtiği şu anormal ve zor zamanda “pozitif ol, üretken ol, aman sakın kötü düşünme, mutlu ol, harekete geç, olumsuz düşüncelerinden derhal kurtul” mesajları ve sosyal medya gönderileri bombardıman gibi her yerden yağıyorken, bu cümlelerin sizlere tanıdık gelmemesi neredeyse imkânsız. Özellikle son dönemde sosyal medyanın da yaygınlaşmasıyla birlikte pek çok kişi hayatlarını çok daha dışa dönük olarak yaşıyor. Doğal olarak herkes “mutlu” anılarını sosyal medyada paylaşıyor. Ancak bu pek çok kişiyi “Herkes çok mutlu, ben neden değilim?” gibi bir sorgulamaya itiyor. Hatta bu düşünce depresyona neden olabiliyor. Bazen de bu sosyal medyadaki sürekli olarak “olumlu bir tutum sergileme” veya “her zaman hayata olumlu bir bakış açısıyla bakma” düşünceleri başkaları da hayatlarını bu şekilde yaşamak zorundaymış gibi bir baskı yaratıyor. Aslında çoğumuz için olumlu hissetmek oldukça değerlidir. Belki bazılarınız “E ne var bunda, ne güzel olumlu olmaya özendiriliyoruz?” diyebilir. Evet, duygularımız doğal ve bizi biz yapan hislerdir aslında. Fakat her şeyde olduğu gibi olumlu duyguların da fazlası bazen de olsa zarar olabiliyor. 

 

 

Hatta bu fazla olumlu olma halinin psikolojide bir karşılığı da var... Toksik Pozitiflik. Yani ne olursa olsun ne yaşanırsa yaşansın kendimizi ve çevremizi olumluya yönlendirme çabası…Toksik pozitiflik bir kişinin negatif duygular hissetmeye hakkı yokmuş gibi hissettirilmesine denir. Üzüntülü bir durum karşısında daha kötü durumların varlığının hatırlatılması ve kişinin yaşadığı olayların indirgenmesi buna örnek olarak verilebilir. İnsanların endişe, üzüntü, korku gibi duyguları rahatça yaşamalarına izin verilmemesi, bu duyguların toplum tarafından aktif olarak göz ardı edilmesiyle ve önemsenmemesiyle sonuçlanır.

 

 

Olumlu düşünmek, hissetmek elbette iyidir. Hayata daha pozitif bakmaya yardımcı olur ve çevrenizdeki pek çok şeyi farklı algılamanızı sağlar. Fakat bu algılamayı sınırlandıran şey de yine olumlu düşünmek olabilir. Çünkü her zaman olumluya kendimizi ayarlamak olumsuz duygularımızı reddetmemize neden olur bunun sonucunda da görmeyi ve yüzleşmeyi reddettiğimiz birçok sorun birikir. Biriken bu sorunlar belirsiz streslere yol açar. Bu stresle baş etmek ise ilk başta reddettiğimiz stresle baş etmekten daha zordur. Araştırmalar kabul edilen ve yaşanmasına izin verilen negatif duyguların, pozitiflikle bastırılan durumlara göre uzun vadede kişilere daha çok mutluluk getirdiğini gösteriyor. 

 

 

Kötü hissettiğimiz durumlarda eğer baskın bir “iyi hissetmelisin, olumlu tarafından bakmalısın” düşüncesiyle karşı karşıya gelirsek bu kez de bunları hissetmediğimiz ve olumsuz duyguların tesiri altında kaldığımız için kendimizi daha mutsuz ve çaresiz hisseder; utanç ve suçluluk duygularıyla baş başa kalırız. Bu kez de neden kötü hissediyorum diye kötü hissetmeye başlarız. Bu da sorunda daha da gerilemeye yol açar ve asla ilerlemeye götürmez. Her durumda daha iyi hissetmek zorunda olmadığımızın farkına varmamız gerekir. Yani bir sorunu çözebilmek için iyi olmamak da makbuldür. Bazı durumlar da iyi hissetmemekte hatta ne hissedeceğini bilmemekte çok normaldir. Bunlar olamazmış gibi hissetmek ve kendimizi suçlamak pozitifliği toksikleştirir.

 

 

Dolayısıyla zor günler geçiriyorsak, Pandemi dönemi gibi veya daha özel, ilk düşüncemizin “Yine de olumlu tarafından bakayım” olması yerine;

 

-Acıyı, hüznü, korkuyu, endişeyi hissetmeye izin vermek,

– Bir şeyler üretmemeye, harekete geçmemeye, durmaya, beklemeye hakkımız olduğunu bilmek,

– Dikkatimizin dağınık olmasının, bir işe konsantre olamamamızın normal olduğunu kabul etmek,

– Beynimizin yolladığı savaş ya da kaç sinyallerinden ötürü, ajite olmanın, bir şeyler stoklamanın, yemek yeme/yapma halimizin içgüdüsel ve normal olduğunu bilmek,

– Karamsarlığa kapılmak ile umutlu olmak arasında sürekli bir git gel yaşamanın dengemizi zaman zaman bozabileceğini öngörmek,

– Ruhsal olarak bazen dengede bazen düşecek gibi hissetmenin kaçınılmaz olduğunu anlamak daha işlevsel olacaktır.

 

 

Her durumda pozitif kalmaya çalışmak ve gerçekleri görmezden gelmek gerçekten yorucudur ve ruh sağlığınıza zarar verebilir. Bunun yerine, iyi ya da kötü ne hissediyorsanız onu kucaklamak ve yansıtmak daha doğru olacaktır. Her zaman mutlu olmak doğamız gereği mümkün değildir. Sosyal medyadan, çevremizden veya herhangi bir platformdan gördüğümüz/duyduğumuz her şey gerçeği temsil etmiyor olabilir. Bu yüzden başkasıyla başkalaşmaya çalışmak yerine kendinizi tanımayı, dinlemeyi ve duygularınıza fırsat vermeyi ihmal etmeyin.

 

 

Unutmayalım; kimse sürekli “mutlu” veya “mükemmel” değildir. Daha da önemlisi kimse sürekli “mutlu” veya “mükemmel” olmak zorunda da değildir.

 

 

 

 

Kaynakça:

http://www.sdoakademi.com/cagin-diger-salgini-toksik-pozitiflik/

https://www.gizemgulmez.com/toksikpozitiflik/

Bu yazı 359 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum