içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

DUYGULARLA YAŞAMAK

Birçok toplumda duyguların ifade edilmesi hatta hissedilmesi ayıp, yasak şeklinde etiketlenerek istenilmeyen davranış olarak görülmektir. Fakat yapılan çalışmalarla duyguları bastırmak yerine onları yönetebilmenin daha yararlı olduğu görülmüştür. Duyguları olumlu ve olumsuz duygu olarak adlandırmak yaşanması gereken duyguların sadece olumlu olarak adlandırılan duygularmış gibi gösterilmesine neden olmaktadır. Oysa her insan hayatında öfkeyi, kıskançlığı yaşayacaktır. Bu duyguları yok saymak mantıklı olmaz. Önemli olan kişinin bütün duygularını fark edip kabullenmesi ve davranışlarını kontrol edebilmesidir. Bireylerin duygusal okuryazarlık düzeyleri ve duygu düzenleme becerileri arttıkça yaşam doyumları konusunda olumlu yönde gelişmeler olduğu yapılan çalışmalarda ortaya konulmuştur(Gençoğlu ve Yılmaz, 2017). Araştırmacılar, duygu dışavurumu ile depresyon, kaygı bozuklukları, şizofreni, kalp hastalıkları, kanser gibi pek çok tıbbi ve zihinsel bozukluklar arasındaki ilişkiyi de vurgulamışlardır (Tutarel-Kışlak ve Göztepe,2012). 

 

 

Duygular kişinin psikolojik, bilişsel ve davranışsal boyuttaki tepkilerini belirlerler. Bazen bir problemi çözmede yardımcı olurken bazen de hedefe ulaşmak için motivasyon kaynağı olurlar. Örneğin umutsuz hissettiği bir günde kişi yatağından çıkmak istemeyebilir, kendisi ve çevresi hakkında olumsuz düşüncelere sahip olabilir. Peki işlevsel olmayan duygularımızı işlevsel hale getirmemiz mümkün müdür? Aristoteles’e göre erdemin kazanılması korku ve kızgınlık gibi duygulardan kurtulmaya çalışmak yerine bu duyguları uygun biçimde yaşama ve yansıtmanın öğrenildiği bir duygu eğitimi ile mümkün olacaktır( Akt., Gençoğlu ve Yılmaz ,2017).

 


Duyguları düzenleme de farkındalık kazanmak atılması gereken ilk adımdır. Bireyin bir olay veya durum karşısında kendisini kısıtlamadan, yargılamadan, o anki hislerini tanıyabilmesi ve onların ortaya çıkmasına izin vermesi farkındalığın sağlandığını gösterir (Linehan, Bohus & Lynch, 2007 akt., Gülgez ve Güngüz,2015). Örneğin kardeşini kıskanan bir çocuk bu duygusunu ailesiyle paylaştığı zaman tepki göreceğini biliyorsa kıskançlığını bastırabilir. Bu bastırılan kıskançlık duygusu yeri geldiğinde büyük patlamalarla ortaya çıkabilir. Oysaki en başından çocuğun kıskançlık duygusunu hissetmesine izin verilmesi ve onun bu duygusuyla baş etmesine destek olunması gerekirdi. Farkındalık kazanılmasından sonra bireyin bu duyguyu kabullenmesi gerekmektedir. Aynı örnekten devam etmek gerekirse çocuk “ evet ben kardeşimi kıskanıyorum ne kadar kötü bir insanım” demektense kıskanmanın da yaşam deneyimleri sonucunda ortaya çıkan bir duygu olduğunu kabullenmesi gerekmektedir. Kabullenme aşaması sağlıklı bir ifade etme yoluyla tamamlanabilir. Duyguları ifade etmek için sağlıklı bir iletişim becerisine ve empati kurmaya ihtiyaç vardır. Ben dili kullanımı iletişim kurarken kullanılabilecek etkili bir ifade şeklidir. Duygu, düşünce ve davranış üçlüsünden oluşur. “ Anne, benim değil kardeşimin istediği oyuncağı aldığınız için beni sevmediğinizi düşündüm. Onu kıskandım .” gibi kendini ifade edici bir cümle kurulması iletişimi olumlu yönde ilerletir. Yaş grubu küçük çocuklarda aileler bu tür sağlıklı iletişim örüntüleri konusunda model olmalıdır. Yetişkinler ise özellikle işlevsel olmayan (örneğin öfke gibi) duygularını ifade etmeden önce sakince bir değerlendirme yapabilmeleri için bulundukları ortamı değiştirme, derin nefes alma gibi mola verdirici davranışlar yapabilirler. Ardından bu işlevsel olmayan duygumu kontrol etmezsem ne olur? gibi ileriye dönük sonuç odaklı değerlendirmeler yapmak davranışların kontrolünde etkilidir.

 


Kişinin duygularının farkında olması hem kişilerarası ilişkileri kuvvetlendirir hem de duyguları bastırmaktan kaynaklı olarak yaşanabilecek fizyolojik rahatsızlıkları azaltabilir. Örneğin bazı anlarda midesi rahatsızlanan kişi hangi zamanlarda bu durumu yaşadığını takip edebilir ve o anki duygularına odaklanarak bu mide rahatsızlığının kaygıdan kaynaklı olduğunu fark edebilir. Unutulmamalıdır ki insan mekanik bir bileşen değildir. Bu yüzden duyguları reddedemeyiz. Özellikle yetişkinler çocuklarının duygularını ifade etmelerine destek olmalı ve onlarla alay etmekten kaçınmalıdır. Erkekler ağlamaz, kızlar sinirlenmez gibi duyguların ifadesini engelleyen cinsiyetçi ifadelerden uzak durulmalıdır. Yetişkinler kendi duygu yelpazelerini geliştirmelidir. Bu sayede hissettikleri duyguyu en doğru şekilde tanımlayabilirler. Ayrıca ifade etmekte ya da kontrol etmekte zorlandıkları duygular hakkında bir uzman desteği alabilirler.

 

 

 

 

KAYNAKÇA
Tutarel Kışlak, Ş. ve Göztepe, I.(2012). Duygu dışavurumu, empati, depresyon ve evlilik uyumu arasındaki ilişkiler. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 3(2),27-46.
Gülgez, Ö. ve Gündüz, B.(2015). Diyalektik davranış terapisi temelli duygu düzenleme programının üniversite öğrencilerinin duygu düzenleme güçlüklerini azaltmadaki etkisi. Çukurova Üniversitesi Eğiitm Fakültesi Dergisi,44(2),191-208.
Gençoğlu, C. ve Yılmaz, M.(2017). Duygusal Farkındalık. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım

 

Bu yazı 1871 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum