içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

PSİKOLOJİK DANIŞMAN'A GİDEYİM, O ÇÖZER(!)

Ruh sağlığı alanında hizmet veren psikolojik danışmanlar olarak meslek hayatımızda zaman içinde tecrübelerimiz artmaktadır. Bu tecrübeler, normal olarak bizlerde daha sonraki mesleki çalışmalarımıza dair öngörü oluşturur.  Bugün ki yazımda, bahsettiğim tecrübelerin bir psikolojik danışman olarak bende yarattığı öngörüleri paylaşacağım.  Ülkemiz Peyami Safa’nın deyişiyle: ‘’Bizi Batı’ya giden bir gemiye bindirdiler; ama gemi Batıya giderken gözlerimiz Doğu’ya dönüktü.’’ şeklinde bir kültür değişimine uğradı. Bu değişim kaçınılmaz olarak ülkemizde yeni gelişen bir alan olarak psikolojiye de etki etti. Batı toplumunda varoluşçu ve birey merkezli yaklaşımların daha sık kullanıldığını biliyoruz. Bu yaklaşımlar esas olarak sorunlar karşısında kişilerin potansiyellerini keşfetmelerini ve farkındalıklarını arttırarak sağlıklı kararlar vermelerinde danışanlara yardımcı olmayı amaçlar. Bu durumun yanında ülkemizde ise bahsedilen yaklaşımlardan ziyade daha çok davranışçı ve bilişsel davranışçı yaklaşımlar kullanılmaktadır. Bu yaklaşımlardaki odak nokta ise danışan-danışman ilişkisinin öğretmen-öğrenci ilişkisine benzer olmasıdır.  Bu durum lisans eğitimimin başından itibaren dikkatimi çekiyordu. Örneğin Google’a danışma hizmeti almak için bir arama yaptığımızda karşımıza çıkan uzmanların birçoğunun uzmanlık alanlarının en başında DT, BDT gibi davranışçı yönelimli yaklaşımları görürüz. Bahsedilen konuda bir arz- talep dengesinin de olduğu unutulmamalıdır. Yani ülkemizde macera terapisi, dans terapisi ve kum terapisi gibi yaklaşımların da olduğu ancak danışanların ihtiyaç ve istekleri bu yaklaşımlardan ziyade davranışçı terapi alanlarına yöneliktir.  Aşağıda ülkemizdeki büyük bir danışan profilinde gözlenen durumlar ve bu durumlarda neden davranışçı yönelimli kuramların kullanıldığına ilişkin örnekler verilmiştir.

 

 

-Meslektaşlarımın birçoğunun ‘’ayrılık yaşadım, yas yaşadım,  travmatik bir deneyimim oldu, şu durum bende huzursuzluk yaratmakta. . .’’ gibi nedenlerle kendilerine başvuran danışanlarından duydukları ilk cümleler ‘’ bu durumdan kurtulmak, unutmak, iyileşmek ya da buna bir çözüm bulabilmek için size geldim.’’ şeklindedir.  Bu durum klasik bir hastalık- reçete durumuna örnektir. Toplumumuzun ruh sağlığına ilişkin farkındalığının henüz yeterli seviyede olmaması kişilerin psikolojik danışman/psikolog/psikiyatri gibi bu alandaki çalışanlardan beklentilerini de etkilemektedir.  Örneğin mide ağrısı çeken kişiye doktor ilacını verip nasıl kullanması gerektiğini kişiye gösterir. Bu şekilde kişinin sorunu çözülmüş olur. Benzer beklentiyle danışma yardımı almak isteyen kişilerde ise odak noktası yine ‘’uzman sorunumu çözer.’’ olduğundan davranışçı yaklaşım ön plana çıkmaktadır.

 

 

-Son zamanlarda oldukça artış görünen ‘’Tüketim’’ konusu özellikle romantik ilişkiler konusunda ruh sağlığı alanında yer edinmeye başlamıştır. Kişilerin giyim, yiyecek, eğlence vb. konularda sergiledikleri tutumları ikili ilişkileri alanına yansıtmaları kişilerin ruh sağlığına ciddi manada etki etmektedir. Örneğin o an ilgisini çeken bir kıyafeti satın alıp birkaç sefer kullandıktan sonra bir kenara atan ya da aç olmadığı halde tatmak için bir waffle alıp büyük kısmını yiyemeyen kişiler bunu ilişkilerine de yansıtmaya başlayınca olay farklı boyutlara taşınmış oldu.  Diğer alanlarda bu şekilde bir tüketim kültürü nispeten daha kolay olsa da romantik ilişkiler konusunda bu durum kişilerde duygusal tahribata neden olmaktadır. Bunun sonucunda da danışmanlara ‘’ romantik ilişkiler konusundaki yaşadıklarımı unutmak istiyorum. Hayatıma yeni bir sayfa açıp ilerlemek istiyorum’’ şeklinde gelen vakalarda artış görülmüştür. İlişkilerde ‘’Haz’’ temelli yaklaşım sergileyen danışanlar bunu tıpkı bir kenara attıkları kıyafetleri gibi unutmak isteseler de bunu yapmaları mümkün değildir. Çünkü insan;  zihinsel, sosyal, biyolojik ve daha birçok yaşam alanı olan bir canlıdır. Bu yönüyle bir bilgisayar gibi format atıp devam etmesi mümkün değildir. Her ne kadar gerçekleşemez istekler olsa da bu ve benzeri durumlar da yine biz danışmanları davranışçı yaklaşıma yöneltmektedir.

 

 

-Yine son dönemde sıkça karşımıza çıkan ‘’Teknolojik alet bağımlılığı’’ konusunda da danışanların gerçekçi olmayan beklentileri bizleri davranışçı yönelimli kuramlara özellikle bilişsel davranışçı kurama yöneltmektedir. ‘’Çok zaman harcıyorum, bu kadar çok kullanmak istemiyorum ama istemsizce günümün büyük bölümünü telefona/tablete/bilgisayara vb. harcıyorum. Bu alışkanlıklardan kurtulmak için size geldim.’’ şeklinde danışmana başvuran danışanlar, sihirli bir değnekten isteyeceklerini danışmandan beklemektedirler. Bahsedilen durumdaki danışan profiline öncelikle bağımlılık konusunda bilişsek farkındalık çalışması yaptırılmalı daha sonra kademeli yaklaşma, maruz bırakma vb. teknikler kullanılmalı en sonda ise bunları gündelik hayata geçirecek ev ödevleri verilmelidir. Ancak genellikle bu süreç hakkında bilgi sahibi olmayan danışanlar ‘’şu duruma gelmek istiyorum’’ deyip danışmanlardan gerçekçi olmayan beklentilerde bulunabilmektedirler.

 

 

Yukarıdaki 3 örneği birlikte analiz ettiğimizde belki de şimdiye kadar dikkatimizden kaçan ama hayatta uygulamalarını gördüğümüz bir detay ortaya çıkmaktadır. Her psikolojik danışman kendine en uygun kuramsal yönelimi belirleyip bu yönelimle danışanlara yardımcı olmayı hedefler. Bunun yanında şimdi dikkatimizi çeken bir diğer durum ise toplumun ihtiyaçları da uzmanları o konuda yetişmeye yöneltmektedir. Bahsedilen örneklerdeki yaşayışa sahip danışanların olduğu toplumlarda davranışçı yönelime sahip uzmanların daha çok sayıda olması bu düşüncenin kanıtıdır.

 

Bu yazı 788 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum