içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

GEÇMİŞE SAPLANIP KALMAK: PATOLOJİK YAS

Anne karnından çıktığımız süreçle başlayan yas süreci bir tercih değil zorunluluktur. Ölümün bir gerçeklik olduğu hayatta, her birimiz yaşamımızın belli dönemlerinde yas tutarız. Yalnızca ölüm için değil ; yitip giden bir nesnenin yokluğu, biten bir ilişki, sağlıklı atlatamadığımız bazı gelişim evrelerinin yasını tutabiliriz. Yas tutmazsak; geçmişe saplanıp kalabiliriz,yaşam enerjimiz düşebilir, ikili ilişkilerimiz zarar görebilir, sosyal rollerimiz bozulabilir.

 

 

Kayba karşı gelişen doğal bir duygu olan yas, sonunda bireylerin  yaşamlarını yeniden yapılandırır. Ancak aksi bir durum gerçekleştiğinde süreç tamamlanmayabilir ve ‘’patolojik yas’’ denilen durum ortaya çıkabilir.

 

 

Yas süreci bireyseldir. Hayatında meydana gelen kayba her birey kendine özgü şekilde tepki verir. Normal yas sürecinin 6-12 ay arası sürmesi normal kabul edilirken, patolojik yas ise normal bir tablo olmaktan çıkabilir.

 

 

Kişinin bir kayıp yaşadığında denge durumuna yeniden dönmesi ve yas sürecini tamamlaması için geçmesi gereken belli yas aşamaları vardır. Bunlar;

 

 

1-Kayıp gerçeğini kabullenmek

2-Yasın acısı üzerinde çalışmak

3-Kaybedilen kişinin veya nesnenin bulunmadığı ortama uyum sağlamak

4-Kaybedilen kişi veya nesneyle duygusal olarak ilişkileri yeniden düzenlemek ve var olan gerçekliğe uyum sağlamak (Worden,2003).

 

 

Yas tutan kişinin bu aşamaları tamamlamasına engel olacak durumlar söz konusu olduğunda yas süreci patolojik yas ile sonuçlanabilir. Patolojik yas kişiyi aşırı derecede meşgul edecek şekilde yasın yoğunlaşması, maladaptif davranışlara neden olması ya da yas süreci evrelerinin artık ilerlemeden bir noktada kalıp sürekli bir yas tutma halini almasıdır (Volkan,2008).

 

 

Yas sürecini sağlıklı bir şekilde atlatabilmek için;

 

 

En önemli tepkilerin başında güven, karşımızdakinin ne hissettiğini anlayabilmek ve sabırlı olmak gerekir. Yas tepkileriyle başa çıkabilmek ve yas sürecini daha kısa bir sürede tamamlayabilmek için öncelikle fiziksel ihtiyaçlarımıza özen göstermek gerekir. Aileden birini kaybettiğinizde her bir aile üyesi farklı yas tepkileri verebilir. Daha fazla üzmekten kaçınmak ve onları korumak ya da daha zayıf görünmemek için duygularınızı diğer aile üyeleriyle paylaşmak zor olabilir. Aslında ailece kaybettiğiniz kişi hakkında konuşmak, bu kişiyle ilgili hatıraları paylaşmak ailece birbirinizi daha iyi anlamınıza, yas sürecini başlatıp tamamlamanıza yardımcı olabilir. Yas süreci gidenin ardından konuşmamak değil, konuşmaktır. Fotoğraflarını kaldırmak değil fotoğrafını görmeye dayanabilmektir. Dolayısıyla yas sürecinde kaybı olan insanın kaybı hakkında sık sık konuşmasına ve kaybettiği kişiyi hatırlatan uyaranlarla temas etmesine izin verilmesi çok önemlidir. Ancak unutmayın,herkes aynı tepkileri vermez. Yaşadığınız yas tepkileri ne olursa olsun bunların normal tepkiler olduklarını unutmadan hareket etmek gerekir. (Zara,2011)

 

 

Yitip giden bireyin ya da nesnenin ardından yas tutmaya ihtiyaç duyan insan kaybettiğiyle yüzleşmek ve vedalaşmak zorundadır. Bitirilmemiş işler hayatımıza gölge düşürebilir. Tamamlanmamış ilişkiler, vedası yapılmayan kayıplar bir gölge gibi yaşamımızda bizi takip edebilir. Yas tutmak bu gölgenin takibine son vermek demektir. Yas tutmak kaybedilenle vedalaşmak ve hayattaki gerçekliğe uyum sağlamaktır. Anılar, paylaşımlar bize verdikleri ve bizden alıp götürdükleriyle hep bir yerde kalır. Ancak acısı artık eskisi kadar bizi rahatsız etmez ve artık bireyin gerçeklikten kopmadan yaşayabileceği bir eylem haline gelir.

 

 

 

 

KAYNAKÇA

Volkan, V.D. (2008). Kayıptan sonra yaşam. İng. Çev. Kocadere M.Vahip I. Odağ Psikanaliz ve Psikoterapi Eğitim Hizmetleri Yayınları

Worden, J.W. (2003). Yas danışmanlığı ve yas terapisi. İng. Çev. Öncü B. Ankara Üniversitesi Basımevi

Zara, A. (Ed). (2001). Yaşadıkça:Psikolojik Sorunlarla Başa Çıkma Yolları (s. 80-82), İmge Kitapevi

 

 

Bu yazı 191 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum