içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

DUYGUSAL YEME

Beslenme, insanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olabilmesi için gerekli olan besin öğelerini vücuda alıp kullanabilmesidir. Beslenme ihtiyacının karşılanması hem biyolojik hem de psikolojik açıdan oldukça önemlidir. Bireyler öfkelendiklerinde, stres altında olduklarını hissettiklerinde, heyecanlı ve kaygılı olduklarında daha fazla yiyecek tüketme eğiliminde olabilmektedirler. Literatürde duygusal yeme olarak kavramsallaşan bu durum, olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen bir yeme problemi olarak tanımlanmaktadır. Duygusal yeme (emotional eating) fizyolojik açlık hissi, öğün zamanının gelmesi ya da sosyal gereklilik olduğu için değil, sadece duygulanıma cevaben ortaya çıktığı varsayılan yeme davranışı olarak tanımlanmaktadır. Duygusal yeme birtakım duygu durumlarına yanıt olarak meydana gelen bir yeme davranışı eğilimi olarak ifade edilmektedir.

 

 

 Duygusal yeme başlarda bulimia ile ilişkili görülmüş ve bulimia ile birlikte anılmıştır. Daha sonra tıkınırcasına yeme ataklarının da duygusal yeme ile ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir. Olumsuz duyguların duygusal yemeyi tetiklediği, sıklıkla gizlice ve sosyal ortamlardan uzak yapıldığına ulaşılmıştır. Duygusal yeme sıklıkla düşük benlik saygısı, yetersizlik duyguları ve yeme bozukluklarıyla ilişkilendirilmiştir. Kilo kontrolü düşük ve beden kitle indeksi yüksek kişilerde duygusal yeme ataklarına daha sık rastlanmıştır. Fazla yeme tepkisi obez bireylerde, yeme bozukluğu olan kişilerde görülebileceği gibi kilosu normal olmasına karşın diyet yapan kişilerde de gözlemlenebilmektedir. Ayrıca duygusal yeme davranışı sadece yeme bozukluklarında görülmemekte, yeme bozukluğu olmadan da karşımıza çıkabilmektedir.

 

 

Duygusal yeme davranışı -bireysel farklılıklar olsa da- genellikle yalnızlık, depresyon, anksiyete, stres, kızgınlık gibi olumsuz duygu değişimlerine karşılık normalden fazla yemeye neden olan psikolojik bir yeme çeşidi olarak tanımlanmıştır. Araştırmacılar olumsuz duyguların besin tüketimini arttırdığı ve beslenme alışkanlıklarını değiştirdiğini, bunun yanı sıra mutluluk gibi pozitif duyguların ise besinden zevk alarak yemeyi, sağlıklı besinlerin seçildiğini tespit etmiştir. Yapılan araştırmalarda bireylerin olumlu duygular hissettiğinde et ve tahıldan oluşan sağlıklı yiyecekleri tercih ettikleri, olumsuz duygularda ise dondurma, paketlenmiş gıda ve tatlıları tercih ettikleri görülmüştür.

 

 

 Yemek yeme ihtiyacı hissederken, bu ihtiyacın fizyolojik açlık veya duygusal temelli açlık olup olmadığını belirlemek önemlidir. Bu iki açlık hissinin belirtileri birbirlerinden farklıdır. Fiziksel açlıkta kişi midesinde kazınma, burukluk hisseder. Buna bağlı olarak kan şekerinin düştüğünü de hissedilebilmektedir. Fiziksel açlık hisseden kişiler doygunluk hissini yemek yedikçe hissedebilmekte ve enerji içeriği düşük besinler ile de açlık hissini bastırabilmektedir. Duygusal açlıkta fiziksel açlıktan farklı olarak ise açlık hissedilmemekte ve fiziksel herhangi bir belirti görülmemektedir. Kişi daha fazla enerji değeri yüksek yemekleri yemeyi tercih etmektedir. Duygusal yeme davranışı sergileyen bireyler açlık hislerinin fizyolojik mi yoksa duygusal mı olduğunu ayırt etmekte gülük çekmektedirler. olumsuz duyguların fizyolojik değişiklikleri tetiklemesi ve iştah kaybına neden olması beklenmektedir. Fakat duygusal yeme davranışında birey olumsuz duygulara yiyerek tepki vermektedir. Bireyin duygusal yeme davranışına yönelmesine sebep olan duygusal açlık, fiziksel açlıktan farklı olarak aniden başlamakta ve kişi yemek ayrımı yapmaksızın genellikle şeker,tuz ve yağ oranı yüksek besinleri tercih etmektedir. Olumlu ve olumsuz duygular arasındaki ayrım ve duygusal yemeyi tetikleyen demografik faktörler incelendiği bir araştırmada, kadınlarda olumsuz duygulara tepki olarak daha çok abur cubur yeme durumunun gözlemlendiği, erkeklerde ise pozitif duyguları korumak veya geliştirmek için keyif veren gıdaların daha çok tüketildiği bildirilmiştir.

 

 

Duygusal yeme normal bireylerde duygu durumunu kontrol etmek ve dengelemek için ufak atıştırmalarda bulunma biçiminde olabileceği gibi, tıkanırcasına yeme bozukluğu ve bulimia nervozada olduğu gibi yeme krizleri atakları şeklinde farklı şiddetlerde de görülebilmektedir Duygusal yeme bozukluğu için risk oluşturan gruplar; öncelikle obez bireyler, ikinci olarak ise çocuklar ve ergenlerdir.

 

 

Yapılan araştırmalar yemek yemenin, alınan besinin içeriğinin, besinin karbonhidrat ve yağ düzeylerinin özellikle ruh halini değiştiren nörotransmitter olan serotonin ile ilişkili olduğunu ve bununla birlikte tüm lezzetli yiyeceklerin de beyindeki endorfin salınımını uyararak ruh halinde iyileşme sağladığını göstermektedir Protein içerikli beslenme sonrası triptofan seviyesindeki değişimin de duygular üzerinde etkili olduğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalar stresli bireylerde yüksek karbonhidrat düşük protein içeren gıdaları tüketenlerde, yüksek protein tüketenlere göre daha az stres görüldüğünü ve karbonhidratça zengin gıdaların tüketimi ile stres seviyelerinin düştüğünü göstermektedir. Yağ miktarı yüksek olan gıdalar hipotalamik pitüiter adrenal aksını etkilemekte ve stres seviyesinin düşmesini sağlamaktadır.

 

 

Olumsuz duygulanımla aşırı yemenin ilişkisini ortaya koyan tüm bu araştırmalara rağmen hangi mekanizma ile ve hangi olumsuz duyguların aşırı yemeyi ortaya çıkardığı net olarak bilinmemekte olup bir kısım teoriler öne sürülmüştür. Bu teoriler: psikosomatik teori, Kaplan ve Kaplan’ın obezite teorisi, Bruch’ın teorisi(yanlış açlık farkındalığı), Schachter’in içseldışsal obezite teorisi, kısıtlama teorisi ve kaçış teorisidir. Psikosomatik teoriye göre duygusal yeme davranışı görülen bireyler tok ya da aç olduklarını ayırt edememekte, fiziksel olarak başka bir hastalık ya da rahatsızlıkları olup olmadığını anlayamamaktadır. Bu durum genel olarak “yanlış açlık farkındalığı” şeklinde ifade edilmektedir. Schachter’in içseldışsal obezite teorisinde, bireylerin içsel yani fizyolojik uyaranlar yerine dışsal uyaranlara cevaben yeme davranışı gösterdikleri üzerinde durulmaktadır. Kısıtlama teorisinde dışsallık ve psikosomatik kuramının aksine diyetler üzerinde durulmaktadır. Bu kurama göre bilinçli bir şekilde gıda tüketiminin kısıtlanması, vücutta bazı fizyolojik savunmaları tetiklemekte, gıda tüketiminin kısıtlanması düşüncesiyle de yemek yeme davranışına olan arzunun da artışı tetiklenmektedir. Bu sebeple aşırı ve yoğun diyet, duygusal yeme davranışına sebep olabilmektedir. Kaçış kuramının vurgusu ise bireyler acı verici içsel deneyimlerinden ve kendi farkındalıklarından kaçmak için haz verici yeme davranışına yöneldikleri yönündedir.

 

 

Ebeveynlik stilleri üzerine yapılan literatür araştırmaları, otoriter ebeveynlerin çocuklarının daha fazla öz yeterlik, öz disiplin ve daha fazla duygusal olgunluğa sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Duygularını ifade etmelerine izin verilmeyen ve bu sebeple cezalandırıcı ebeveyn tutumuna maruz kalan çocukların duygusal olarak daha pasif ve edilgen oldukları, bu çocukların olumsuz duyguların düzenlenmesi ve idare edilmesinde zorluk yaşadıklarına ulaşılmıştır. Çocukları üzerinde daha etkin olan, çocuğun duygularını önemseyen veya çocukları konusunda duygusal açıdan daha duyarlı olan ailelerin çocuklarının, olumsuz duygulara tepki olarak duygusal yeme oranının daha düşük olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda ebeveynlerin çocuklarına modelleme yoluyla duygusal yeme davranışı açısından etkileyebilecekleri tespit edilmiştir. Çocuklar sadece ailelerinin yiyecek alımı ve tercihlerini değil, besinlere karşı tutumlarını ve yeme davranışlarının arkasındaki nedenleri de modelleyebilmektedirler.

 

 

Duygusal yeme davranışının tedavisinde pek çok yöntem uygulanmaktadır.bunlardan biri olan yeme farkındalığı eğitimi, yeme davranışı gerçekleşirken kişinin neyi, nasıl, nerede yiyeceğini düşünmesini, dış etkenlerin yeme davranışı üzerindeki etkisinin farkına varmasını ve besin ile ilgili kişinin yargılama yapmasını sağlamaktadır. Yeme farkındalığına benzer sezgisel yeme eğitiminde ise acıkma doyma gibi bireyi yeme davranışına iten sebepler üzerinde durulmakta ve duygusal yemeyle başa çıkmada destekleyici uygulama olarak tercih edilmektedir. Bireyi içine alan bu kısır döngüyü kırmak için bilişsel davranışçı terapinin bir tekniği olarak kullanılan bilişsel yeniden yapılandırmanın, yeme bozukluklarında çarpıtılmış bilişleri değiştirmekte etkili olduğu bulunmuştur. Bunun yanında, davranış değiştirme stratejileri kişinin yiyecek seçeneklerini genişletmek, yemek sırasında sosyalleşmeyi arttırmak ve boş zaman etkinliklerini gıda dışı temaları içerecek şekilde çeşitlendirmek için yararlı olabilmektedir. Ayrıca, ampirik olarak doğrulanmış, beslenme bilimiyle ilgili psiko eğitim verilmesi, yanlış gıda inançlarının yeme bozukluğu hastalarında etkisiz hale getirilmesine yardımcı olabilmektedir.

 

 

 

 

Kaynakça                                       

Altınok, M. (2020). Yeme Tutumları, Duygusal Yeme, Farkındalıkla Yeme ve Ortoreksiyanın      Metakognisyonlar Açısından İncelenmesi (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Fatih           Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul.

Çobanoğlu, B. (2020). Çocukluk çağında travmaya uğramış bireylerin, beliren yetişkinlik            döneminde duygusal yeme davranışı ve benlik saygısı oluşumu arasındaki           ilişki (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). İstanbul Gelişim Üniversitesi Lisansüstü         Eğitim Enstitüsü, İstanbul.

Dinçer, R. S. (2019). Üniversite öğrencilerinde yeme bağımlılığı ve duygusal yeme eğiliminin             değerlendirilmesi (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Başkent Üniversitesi Sağlık       Bilimleri Enstitüsü, Ankara.

Gözegir, E. (2020). Ergenlerde dürtüsellik ve duygusal yeme arasındaki ilişkide ebeveyn tutumunun aracı rolünün incelenmesi (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Işık       Üniversitesi, İstanbul.

Hacıabdurrahmanoğlu, M. (2019). Duygusal yeme davranışı ile problem çözme becerileri           arasındaki ilişkinin incelenmesi (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Gaziantep.

İnalkaç, S., ve Arslantaş, H. (2018). Duygusal yeme. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi, 27(1),        70-82.

Serin, Y., ve Şanlıer, N. (2018). Duygusal yeme, besin alımını etkileyen faktörler ve temel          hemşirelik yaklaşımları. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi, 9(2), 135-146.

Sevinçer, G. M., ve Konuk, N. (2013). Emosyonel yeme. Journal of Mood Disorders, 3(4),        171-178.

Tanrıverdi, Z. (2020). Üniversite öğrencilerinin duygusal yeme davranışlarının ve duygusal        iştahlarının incelenmesi. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Çağ Üniversitesi        Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana.

Bu yazı 615 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum