içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

DOĞAL AFETLERİN RUH SAĞLIĞINA ETKİLERİ VE BAŞ EDEBİLME YÖNTEMLERİ
Doğal afetler öngörülemeyen, etki alanı tahmin edilemeyen, çok fazla can ve mal kaybına neden olan doğa olaylarıdır. Deprem, çığ, sel, heyelan sıkça karşılaşılan afetlerdir.   Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de sıkça yaşanılan afetler, maruz kalanları başta olmak üzere tüm toplumda travmatik etkiler bırakmaktadır. 
 
 
Afetlerin sosyal, fiziksel ve psikolojik olarak birçok etkisi vardır. Afet bölgesinin terkedilip güvenli alanda yaşamaya başlamak, yakınların kaybı ve kişinin kendinde oluşabilecek somatik bir bozukluk bu etkilere örnektir. Öncelikle maruz kalanları, çocuk ve ergenleri ileri düzeyde etkileyen afet durumu sonrasında;
 
-güvende hissetmeme, öfke, suçluluk, umutsuzluk, kaybolmuş hissetme, rahatsız edici rüyalar;
 
-unutkanlık, dikkat sorunları, kafa karışıklığı, hesaplama yapmada güçlük, sürekli olayı düşünme;
 
-iştah ve uykuda artma/azalma yönünde değişiklikler, dinlenememe;
 
-iletişim sorunları, yalnız kalma isteği, yaşananları sürekli anlatma isteği, ağlama nöbetleri, alkol/sigara/ilaç kullanımında artış, bazı yer ve etkinliklerden kaçınma gibi tepkilerin verilmesi normaldir. Fakat bu tepkilerin travmayı izleyen 15 gün içerisinde ortadan kalkması beklenir. Aksi halde uzman desteği almak son derece önemlidir.
 
 
Afete maruz kalanlar kendilerini daha iyi hissetmek için:
 
Afetten sonraki ilk günlerde kendinizi çökkün ve kötü hissedebilirsiniz. Bu normal bir durumdur. Zamanla kaygınız azaldıkça bu duygular da ortadan kalkacaktır.
 
Yaşadığınız olayı sizi dinleyecek bir yakınınız ya da sevdiklerinizle sık sık konuşmaktan kaçınmamalısınız. Sosyal destek ağı, duyguların ve düşüncelerin bastırılmadan rahatça ifade edilebilmesi iyileştirici bir etkiye sahiptir.
 
Gereksiz medya takibinden kaçınmalısınız.
 
İlk günlerde yaşanabilecek uykusuzluk, iştahsızlık ve kaygı halini gidermeye yönelik alkol, sigara ve sakinleştirici ilaç kullanımından kaçınılmalıdır.
 
Böyle olaylardan sonra insanlar bir suçlu arama eğiliminde olabilirler (senin yüzünden, benim yüzümden vb.) Böyle söylentilerin ya da iç konuşmalarınızın hedefi olmaktan kaçınmalısınız.
 
“Şöyle hissetmeliyim, nasıl böyle düşünürüm, ben anneyim/babayım, sorumluluklarım var” gibi kendinizden yüksek düzeydeki beklentilerinizi düşürmeye çalışıp, insan olduğunuzu ve beklenmedik bir olaya karşı doğal tepkiler verdiğinizi hatırlamaya çalışmalısınız.
 
 
Çocuklarda afet bilgilendirilmesi ise yaşına uygun bir şekilde yapılmalıdır. Örneğin okul öncesi dönem (3-11 yaş) çocuklarda henüz soyut kavram algısı gelişmediği için korku oluşturabilecek gerçek fotoğraf, video vb. göstermekten kaçınılmalıdır. 
 
 
Ergenlik dönemi çocuklarda ise soyut kavramlar geliştiği için yetişkinlere verilecek detaylar haricinde bilgi paylaşımı sağlanabilir.
 
 
Eğer çocuk doğal afet esnasında bir yakınını kaybetmişse;
 
Ölüm kavramı gelişim dönemine uygun bir dille aktarılmalı,
 
Cennet-cehennem gibi inançsal kavramlar çocukların zihinlerinde farklı korku sahnelerine neden olabileceği için ölüm anlatılırken kullanılmasından kaçınılmalıdır. Daha çok doğa üzerinden çiçeklerin solması gibi aktarım yapılmalı, kaybın nasıl gerçekleştiğine dair detaylı bilgi paylaşılmamalıdır.
 
Cenaze törenine isterse katılabilir.
 
Sosyal medya ve haber kanalları çocukların kaygı ve korkularını besleyebileceği için bilgiyi sizin dışınızda kişilerden almamaları konusunda dikkat edilmelidir.
 
 
Her ne durumda olursa olsun afetin travmatik etkilerini yaşayan bireylere muhakkak duygularını paylaşabilecekleri uygun ortam sağlanmalıdır. 
 
 
 
 
KAYNAKÇA
Oktay, A. (2004). Yaşamın sihirli yılları: Okul öncesi dönem. İstanbul: Epsilon Yayınevi.
Sapsağlam Ö.,(2019), Okul Öncesi Dönem Çocuklarında Doğal Afet Farkındalığı, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 38 (1), 283-295
 
Bu yazı 304 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum