içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

MUTLULUK İLLÜZYONU -2

Bir boşluk var ve bu boşluğu ancak ona uygun olan şey doldurabilir. Kare bir şekli yuvarlağın dolduramayacağı gibi bir gerçeklik.  Oysa yaşamımızdaki boşlukları hep başka tıkaçlarla doldurmaya çalışırız. Hatta boşluk mutsuzluk ve  acı veriyorsa ona bakmaya bile tahammül edemeyiz kimi zaman. Bazen de ezbere, gözü kapalı doldururuz  boşlukları. Böyle öğrenmişizdir.

 


Tv programları, reklam afişleri, sosyal medya, toplumsal diller, kültürel özellikler … tüm yaşam elinde sopalı bir mürebbiyeye bürünür zor zamanlarımızda. Her şeyin vuku bulduğu bir zihinde, yasaklı bir alan olarak kalır ‘mutsuzluğumuz’. Mutsuzluk yasaklıdır; adı geçmez, kabul edilmez o hal yakıştırılmaz hemen aksine ‘mutluluğa’ çevrilmesi için çalışılır. Aman caanım sen de’ler, bunu yaşayan bir tek sen misin’ler bir çeki düzen ver kendine ‘ye dönüşür. Anlaşılamamanın getirdiği yük içimizde bir yerlerde bizimle sessizlikte...

 


Mutsuz olduğumuz bu zor zamanlara bakmamak için tüm evren mutluluğa adanır.  Tüm sistem canavarlaştırılan bu mutsuzluğu hissetmeyelim diye kollektif bir çaba içerisine girer. Bu öyle güçlü bir çalışmadır ki;  bazen kendi iç dünyamızda bile çarpıtırız  duygumuzu. Çünkü bu denli kabule açık olmayan duygu, izole hissettirir kişiye kendini.
‘mış’ gibi davranırız sonra.


-Yanılmışım

-Öyle anlamış olmalıyım

-Belki de dedikleri gibidir

 

 

Dışardan nasıl kabul edileceksek öyleymiş gibi davranırız bir zaman sonra.
Ama iç dünyamızda bir fısıltı hala görülmesi, duyulması gereken sesi fısıldar. Pozitif dünyanın her tarafında pozitif düşünceden çiçek açtıran tohumlara dönüşür çevremiz. Elinizdeki çikolata, alışveriş, alkol, cinsel dürtüler … ve başka bir çok ağrı kesici yöntemlerle görülmemeye çalışılır o ses. Mutluluk propagandalarına dönüşür her biri. Elinizdeki çikolatanın mutluluk fısıldaması, alışverişin size özel tarihlerdeki uyuşturucu etkisi ve bilincinizi unutturacak diğer tüm yöntemler… Fakat gerçek şu ki hepsinin ağrıyı kesici özelliği  geçici. Biten çikolata istenmeyen kiloya, yeni kıyafet  modası eskiyene, alkol, diğer arzular ve dürtülerle beraber hazın geçiciliğiyle yine onlara biçilen ömrün sonuna gelirler ve geçerler. Geçmeyense bu uyuşturu etkilere olan bağımlılığımız. Ve  başladığımız yerde bile olamadığımız, kendi hayatımızdan çaldığımız bir zaman diliminde devam ederiz yaşama. Yine bulanık fısıltılar eşliğinde.
Peki bir duyguyu hisssetmek neden bu kadar zor?

 


Aslında zor olan bir duygu değil onu görmemeye karşı verilen dirençtir. Duygu, dirençten beslenir. Vakti gelince onun da söz hakkına sahip olması gerekir ki sözünü söylediği meclisten ayrılmasını da bilsin. Fakat biz onu ne zaman ki görmezden gelip sesini kısmaya, sözünü kesmeye başlarsak duygu; tıpkı kafasına vurunca başka yerden kafa çıkaran çocuk oyuncağına dönüşür. Zihinde görmek istemeyiz, bedensel ağrı olarak kendini gösterir, orada görmek istemeyince başka bir olayda tetiklendiğimiz an ortaya çıkar.


Tek ihtiyacı görülmek bu kadar.


Hangi mutlu an sonsuza dek sürebilir ki mutsuz bir an görülüp, hissedilince sonsuza dek yakamıza yapışsın?  O da geçiciliğin doğasından nasibini alıp yoluna devam edecek ama paradoks şu ki: onun görülmeden gitmeyeceği gerçeği. Bu yüzden terapideki yüzleştirilme anı önemli bir eşiktir. Görülmek istenmeyen, kaçınılan bir gerçek görülür ve artık görülmemiş sayılamaz.

Bu yazı 153 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum