içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Kitap Analizi: NİETZSCHE AĞLADIĞINDA

KİTABIN KÜNYESİ:

 

Kitabın Adı: Nietzsche Ağladığında

Kitabın Özgün Adı: When Nietzsche Wept

Kitabın Yazarı:Irvin D. Yalom

 

Kitap Türü:Yabancı Romanlar, Psikoloji

Yayınevi: Ayrıntı Yayınları

Birinci Basım: 1996

Sayfa Sayısı: 430

İngilizceden Çeviren:Aysun Babacan

 

YAZAN KİŞİNİN TERAPÖTİK YÖNELİMİ

 

            Irvin Yalom ilk olarak psikanalizi benimsemiştir. Grup terapilerinde varoluşçu yaklaşım kullanmıştır. Irvin Yalom çağdaş varoluşçu yaklaşımda temel kuramcılardan biridir. Bu eserinde de psikanalitik ve varoluşçu kuramın izlerini görmekteyim.

 

 

KİTABIN ANA KONUSU/ YAZILMA NEDENİ:

 

Kitap, ana karakter olan Nietzsche’nin ümitsizliğini anlatmaktadır. Aynı zamanda yan karakter olan Doktor Breuer’in kendini ve seçimlerini keşfetme sürecini de anlatmaktadır. Kitapta psikanalitik ve varoluşçu kavramlar bulunmaktadır.

 

Öncelikle bu kitabı okurken hayli düşündüğümü söylemek isterim. Okurken yazarın düşündürmesinin yanında öğretici bir rolünün de olduğunu düşündüm. Bana göre bu kitabın yazılma nedeni insanları varoluşları, seçimleri, kimlikleri hakkında düşündürmek. Aynı zamanda hastanın doktora yardımı olduğu gibi hastanın da doktora yardım ettiğini, bir şeyler kattığını fark ettirmek. Ayrıca kitabın arka kapağında yazan “kendisiyle ve hayatla yüz yüze gelmekten çekinmeyenlere...” sözüyle Yalom’un bu kitap ile bizim de kendi adımıza farkındalıklar yaşamamızı istediğini anlamaktayım.

 

 

BU KİTAP DİĞERLERİNDEN DAHA FARKLI, BU FARKLILIK NE?

 

Bu kitapta okuduklarımdan farklı olarak kurgunun yanında gerçeği de gördüm. Yani kurgu karakterlerin yanı sıra Freud, Salome, Nietzsche, Paul gibi karakterler gerçek hayatta da vardı. Ve ilişkileri de gerçek hayatlarından izler taşıyordu. Salome- Nietzsche- Paul üçlüsü arasında olanlar, Anna O., Doktor Breuer in hayatı, bu insanların gerçek hayatlarındaki uğraşları kitapta çok güzel yansıtılmıştı. Bu durum beni çok etkiledi. Yalom’ un bu gerçekliğe kattığı kurgu çok iyiydi. Kitabın her sayfası zihnimde ayrı bir canlandırmaya neden oldu.

 

Fark ettim ki Yalom’un kitapları onun hayatından izler taşımakta. Hatta verdiği bir röportajda neredeyse yazdığı tüm karakterlerin onun bir alter egosu olduğundan bahsetmiştir. Bu kitapta da Doktor Breuer’in küçük yaşta kaybettiği annesi Bertha ile hastası Bertha arasında bir bağlantı kurması ve Yalom’un da gerçek hayatta annesi ile ilgili olan duyguları arasında bir bağlantı kurdum. Ayrıca bu kitap da dahil bazı kitaplarında terapist-hasta ilişkisinde aşırı yakınlık hatta etik ilkeleri ihlal edecek yakınlık bulunmakta. Yalom romanlarındaki karakterleri abartılı yazıldığını ifade etmekte birlikte bu yakınlığın da olmasını istediğini belirtmekte. Tüm bunları düşündüğümde bu kitabın diğerlerinden farklı olarak yazarın alter egolarını kullanması, kendisini anlatarak yazması diyebilirim.

 

 

KİTAPTAKİ ANA KARAKTERLER:

 

            Josef Breuer: Viyana’da doktordur. Tam bir teşhis dehasıdır. Ümitsizler kapısını çalmaktadır. 40’lı yaşlardadır. Psikanalizin ortaya çıkma dönemlerinde yaşamıştır. Bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin ve saygın bir aileler. Breuer Yahudi olmakla beraber dönemin Viyana’sında Yahudi düşmanlığı mevcuttur. Daha önceden hastası olan fakat şu anda sanatoryumda kalan hastası Bertha'ya aşık ya da takıntılıdır. Gün içinde çoğu zaman onu düşünmektedir. Bu durum eşi Mathilde ile olan ilişkisine olumsuz yansımıştır.Nietzsche’ye yardım etmek için Salome ile anlaşma yaptı.

 

Sigmund Freud: 26 yaşında öğrenci. Yahudi ve Viyana’da yaşıyor. Breuer'in yakın arkadaşı. Sürekli beraber vakit geçirirler. En çok da Breuer’in eşi Mathilde ile anlaşır. Çoğu zaman onların evinde yemektedir. Geleceği parlak bir doktordur. Kişinin gördüğü rüyaların bir anlam ifade ettiğini düşünmekte. Ayrıca bilinçli hareketlerin dışında insanların farkında olmadıkları bir bene daha sahip olduklarını düşünüyor. Breuer Freud’un bu fikrine şaşırıyor.  Freud da meslek hayatı hakkın da bazı tercihlerin eşiğindedir. Breuer’in ümitsizliği için kendine yaptığı hipnozda, ona yardımcı olma rolünü üstlenmiştir.

 

Lou Andreas-Salomé: Özgür ruhlu, evliliğe ve bunun getirdiği duygulara inanmıyor. Evliliğin getirdiği kıskançlık ve sahip olma duygusunun ruhu tutsak ettiğine inanıyor. 21 yaşında. Nietzsche'nin ümitsizliğinden sorumlu olduğunu düşünüyor. Breuer'a durumu anlatırken gizlilik talep etti. Şair olmayı çok istiyor. Paul ile ilişkisi var. Paul onun Nietzsche ile çok iyi anlaşacağını düşündüğü için tanıştırdı. Paul ve Nietzsche dostluğu bozulmaya başladı. Çünkü ikisi de salomeye karşı hisler besliyordu.Buna karşı Salome ikisini de kabul etmiyordu. Salome’ye âşık olan, daha önce hiç aşk yaşamamış ve kadınlarla yakınlıkta bulunmamış Nietzsche reddedilince öfkeye boğulmuştur.

 

Friedrich Wilhelm Nietzsche: Kişisel alanına girilmesinden hoşlanmayan, gururlu bir adam. Yardıma ihtiyacı olduğunu asla kabul etmiyor. Hayata karşı ümitsiz. Gücünü bir başkasına teslim ettiği ender anların sonunda hep yıkılmış ve öfkelenmiştir.Ön yargılardan ve Yahudi düşmanlığından nefret ediyor. Paul ile Salome’ye olan aşkları yüzünden düşman oldular. Geceleri düşünmekten uyuyamıyor. İlaç yardımıyla belki 2 ya da 3 saat uyuyabiliyor. Gününü çalışarak geçiriyor. Düşünür, ara sıra kitap okur. Saatlerce yürür, yürürken bir şeyler karalar. Sigara, kahve, alkol içmez. Baharatsız yemek yer. Pansiyonlarda kalıyor. Belli bir yeri yurdu yok. "Evim valizimdir." diyor.

 

Üç kez dostluk kurma girişiminde bulunduğunu fakat üçünde de ihanete uğradığını söylüyor. O günlerden sonra bir daha dostluk girişiminde bulunmamış. İlişkilerinde utangaç. Tanrıyı bizim yarattığımızı ve şimdi de onu el birliğiyle katlettiğimizi söylüyor. Ümit en büyük kötülüktür diyor. Yani bu karakter insan ilişkilerini en az seviyeye çekmiş, kaldığı belli bir yeri olmayan ve kendini kitap yazmaya adamış bir düşünür.

 

Anna o.:Gerçek adı Bertha. Histerik, hareketlerini engelleyen bazı semptomlar taşıyor. Breuer unutulmuş fiziksel travmadan kaynaklanan semptomları hipnoz yardımıyla tek tek giderdi. Fakat kalıcı olmadı. Çünkü bu olayların Bertha’daki anlamına odaklanmadılar. Bertha 'nın babasına karşı tuhaf bir bağlılığı var. Arada kriz geçirirken Doktor Breuer' e babacım da diyor. (Bu muhtaçlık Breuer’in güçlü hissetmesini sağlıyor. Bu yüzden Bertha’ya takıntılı olabilir. Nietzsche ile yaptığı görüşmelerde Bertha’nın hayatındaki anlamlara odaklandığında hayatındaki düğümler biraz da olsa çözülmeye başlıyor.)

 

 

KİTAP BANA NE KAZANDIRDI?:

 

Bu kitap beni her sayfasında düşündürdü. Gördüğüm en temel şey hasta- doktor ilişkisindeki etik ihlallerdi. Olmaması gereken ayrıntıları tekrar görmüş oldum. Bunun dışında bu kitap beni sorumluluklarım ve seçimlerim dolayısıyla da özgürlüğüm hakkında düşündürdü. Seçimlerimin ne kadar benim elimde olduğunu ne kadar özgür olduğumu düşündüm. Ayrıca herkesin özgürlük anlayışının da farklı olduğunu fark ettim. Nietzsche’nin özgürlüğü tanrı kabul etmemek, kimseye bağlı olmadan, ilişki kurmadan yaşamaktı. Breuer de karısı ile olan ilişkisini gözden geçirmiş ve 14 yıllık evliliklerinden sonra onunla şu an evlenmeyi seçtiğini söylemişti. Birisi için evlilik özgürlüğün engeli olabiliyorken bir diğer kişi için ise seçiminden duyduğu mutluluğu ifade ediyordu. Bu noktada da hayata karşı görüşleri farklı olan iki insanın dost oluşunu gördüm.

 

Bu kitapta psikanalitik ifadelerden çok varoluşsal kavramlar daha çok dikkatimi çekti. Kişinin seçimlerinde özgür olması, kişinin hayatını yaşadığına inandığında ölüme de o oranla hazır oluşu, kader kurbanı gibi davranmanın sadece kişinin kendisini engellediği…bu kavramlar benim de kendi hayatımı sorgulayıp bir nebze anlamlandırmama neden oldu. Ayrıca bazı problemlerin altında yatan daha temel problemlerin olduğunu öğrendim. Yani gözüken problemin aslında başka bir şeyden korunmak ya da kaçmak için sığındığım bir faktör olabileceğini öğrendim.

 

 

KİTAPTA BEĞENDİĞİM CÜMLELER:

 

“Benim de kötü dönemlerim vardır. Kimin yoktur ki? Ama beni ele geçirmiş değil. Onlar hastalığımın değil, benim varlığımın bir parçası. İsterseniz şöyle diyelim; onlarla beraber yaşama cesaretini gösterebiliyorum.” (syf.84)

 

“Bazen baş ağrılarımın, beynimdeki doğum sancıları olduğunu düşünüyorum.” (syf 86)

 

“Siz Doktor Breuer, kendinizi yaşamı kolaylaştırmaya adadınız. Bense, görünmez öğrencilerim için her şeyi zorlaştırmaya adadım.” (syf.101)

 

“Siz nöbetlere stresin sebep olduğunu söylüyorsunuz; ama bazen gerçek bunun tam tersi, yani nöbetler stresi dağıtıyor.” (syf.138)

 

“Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir.” (syf.141)

 

“Belki de sevdiğiniz insanları düşünmektesiniz. Ama daha derinlere inin, sonunda sevdiğinizin onlar değil, bu sevginin içinizde yarattığı duygular olduğunu göreceksiniz. Siz arzuyu seviyorsunuz, arzu edilen şeyi değil.” (syf.156)

 

“Problemlerinin, aslında, görmek istemediği şeyleri saklamak için kopardığı yaygaradan ibaret olduğunu ona nasıl anlatabilirim?” (syf.240)

 

“Tabii acı çekeceksin, görmenin bedelidir bu. Tabii için korkuyla dolacak, yaşamak demek tehlike içinde olmak demektir. Büyümek zordu!” (syf. 280)

 

“ Bazı filozoflar ölümlerinden sonra doğarlar.” (syf.345)

 

“Biriyle tam bir ilişki kurabilmen için önce kendinle ilişki kurabilmelisin. Eğer kendi yalnızlığımızı kucaklayamazsak, inzivaya arşı kalkan olarak başka birini kullanırız.” (syf.393)

 

 

 

 

KAYNAKÇA:

Nietzsche Ağladığında- IRVIN YALOM

Bu yazı 1456 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
AHMET YÖRÜK / 01-12-2020 19:36

Tebrik ediyorum.Beğendiğin cümleler çok güzel..Allah yolunu Bahtını açık etsin İnşaAllah...

FACEBOOK YORUM
Yorum