içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

BENLİK SAYGISINA SINIR: CAM TAVAN SENDROMU

“Bir Şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar”

Dr. David J. Schwartz

 

 

Bizler çoğu zaman başkalarının sevgi ve saygısını kazanmak için çabalarız. Bize değer versinler, bizi görsünler, bizi biz olduğumuz için kabul etsinler ve saygı duysunlar isteriz. Hatta bir insanla olan ilişkimizin boyutunu belirlerken bunları kıstas alırız. ‘’Sen bana değer vermiyorsun, beni sevmiyorsun, bana saygı duymuyorsun’’ diye çok defa yakınırız ve bu durumdan fazlasıyla rahatsız oluruz. Genellikle bu soruları ve kıstasları başkasına sorarız ve ona göre kendi değerimizi biçeriz. Peki, bu soruyu başkalarına yöneltmeden önce kendinize sordunuz mu? Siz kendinizi ne kadar seviyorsunuz ya da seviyor musunuz? Bunun cevabını kendinize hiç verdiniz mi? Kendinizi olduğunuz gibi kabul mu ediyorsunuz yoksa sevilmek için kabul edilmek için olduğunuzdan başkası gibi davranmaya mı çalışıyorsunuz?  Başkasından sevgi ve saygı bekliyorsunuz doğal olarak. Peki siz kendinize saygı duyuyor musunuz? Bütün bu soruların cevabı aslında benlik saygısı kavramını tanımlıyor. Kısaca tanımlamak gerekirse benlik saygısı ya da diğer bir deyişle özsaygı, kendine değer verme, kendisi ile ilgili olumlu ve olumsuz doğru değerlendirmeler yapıp bunlarla barışık olma ve dolayısıyla kişinin kendisini gururlu, değerli, gayretli, etkin ve başarılı hissetmesidir. Doyumlu bir yaşam benlik saygısı ile yakından ilişkilidir. Benlik saygısı bireyi olumlu yönde motive eden önemli bir güdüleyici etkendir. Benlik saygısı yüksek kişiler içsel sorunlarını aşarak başarıya ulaşmada büyük şansa sahip olurlar. Bu kişiler samimi, gerçek dost ve arkadaş, coşkulu, pozitif, güvenilir ve başkalarına güvenebilen, eyleme dönük davranan, eleştiriye gelebilen bireylerdir.Kişinin kendisi hakkındaki yargısı, başkalarının onu olumlu ya da olumsuz olarak değerlendirilmesinden çok daha önemlidir ya da daha önemli olmalıdır. “Başkaları ne der” düşüncesinden uzaklaşmakta zorlanan bir toplum olsak da kendi psikolojik dengemizi korumak adına bunu yapabilmeliyiz. Bu nedenle kişi kendi yargısını benimsemeli ve bu yargının değişmesine direnç göstermelidir. Gerçek benlik saygısı, bir insan olmaktan ne daha çoğuna ne de daha azına sahip olmadığınıza inanıp eksiklik ve yetersizliklerinizin farkında ancak bunlara rağmen kendinizi sevip başkalarına eşit olarak görmenizdir. Her insanın benlik saygısını etkileyen, azaltan veya çoğaltan olaylar çok çeşitli olabilir. Bunlar her bireyde değişik olduğu için farklı eşik değerler ortaya çıkar. Benlik saygımızın yaşamdaki hedeflerimize ulaşma konusunda bize yardımcı olması için yüksek seviyede olması gerekmektedir. Ancak yüksek benlik saygısından kasıt kesinlikle narsist kişilik özelliklerine ulaşma derecesi değildir.

 

 

Hayatımızda çoğumuzun başarmak istediği birtakım hedefler bulunur. Bu hedefleri gerçekleştirmek için öncelikle yukarıda da bahsettiğim gibi kendi öz saygımızın farkında olmamız gerekir. Peki, bir insanın ne kadar başarılı olacağının sınırlarını ne belirler?  Yalnızca öz saygı düzeyi mi? Özgüveni mi? Çevresi mi?

 

 

Esasen insanın iki türlü sınırı vardır: Doğal sınırlar ve psikolojik sınırlar.

 

Doğal sınırlar, kişinin yapabileceklerinin gerçek üst limitidir. Potansiyel olarak işlenebilecek en son noktadır. Ağırlıkla genlere bağlıdır ve doğuştan gelir. Psikolojik sınırlar ise kişinin olduğunu sandığı halini yansıtır. Kendimize olan inancımıza yani öz saygımıza bağlıdır; doğal sınırlarımızın ötesine de geçebilir, gerisine de düşebilir. Bu tamamen öz saygımızı yansıtır. Peki sınırlarımızı yani psikolojik sınırlarımızı nasıl belirliyoruz? Bazı insanlar kendi doğal sınırının üzerine çıkabilirken bazı insanlar ise bir yerde takılı kalırlar. Daha fazla yükselemeyeceğini düşünür ve olduğu yerden memnunmuş gibi davranmak zorunda kalırlar. İşte Cam Tavan Sendromuna göre bir insanın yükselebileceğine inandığı en üst nokta onun cam tavanıdır. Eğer düşüncemiz “Hayır, yapamayacağım.” yönündeyse her adım atma isteğinde o cam tavana kafamızı vururuz. Her vuruş bizim için çaresizliğe giden yolun başlangıcı olur. Cam tavanımız bizi engelledikçe gerçekten bize engel olan bazı etkenlerin olduğunu düşünürüz. Ancak gerçekte bir engel yoktur. Bizlerin engel olarak gördüğü etkenler, aslında bizim kendi kendimize oluşturduğumuz engellerdir. Olumsuz düşüncelerimiz nedeniyle cam tavanlarımızı doğal sınırlarımızın çok çok altında oluştururuz. O sınırın varlığına o kadar inanırız ki kafamızdan cam tavanımız kalkmış olsa bile biz çaresiz olduğumuz inancına devam ederiz. Dış etmenler bizi etkilemese bile kendimizi içimizde bir yere hapsedilmiş olarak buluruz. Yani öz saygımıza olumlu cevaplar veremez ve iç hâkimiyetimizi kuramazsak cam tavanımız önce somut olarak bizi engeller . Sonrasında ortadan kaybolsa bile biz onun varlığına inanırız. Bu durum bizi başarabileceklerimizden uzağa gitmemize, hedeflerimizin ulaşılmayacak kadar imkânsız olduğuna inanmamıza hatta hayal bile kuramamamıza neden olur. Aslında böylece çok önemli dört hakkımız elimizden alınır: Daha büyük hayatı hayal edebilme, bir daha deneme cesareti, daha fazlasını başarabilme özgüveni ve öz saygımız.

 

 

Hayatımızın bazı dönemlerinde eminim ki çoğumuz cam tavanlarımızı kıramadığımız için duraksadık, her yükseliş ve devam etme denememiz görünmez cam tavanlara çarptı, bize bol stres ve baş ağrısı bıraktı. Sonu hüzünlü bir vazgeçiş oldu ve sırf daha fazla canımız acımasın diye çaresizliğe gömüldük. Fakat hiçbir zaman şunu unutmamalıyız: Kısa süreli kaçışlar bizleri daha da çıkmaza sokar. Fakat hayalimiz, hedefimiz ve kendimiz için mücadele edersek, kalıcı çözümler bulursak, ilk önce kendimize saygı duyarsak o çıkmaza hiç girmeyiz. Sınırlarımızı “o ne der”, “başaramazsın”, “bunun için kırk fırın ekmek yemen lazım” diyen dış etmenlere göre değil; “kendime inanıyorum”, “ben ne istiyorum?” diyen içimize, kendimize göre ayarlamalıyız.

 

 

Son olarak Oscar Wilde’nin şu cümleleriyle sözlerimi bitirmek istiyorum: “ Hepimiz çukurdayız ama bazılarımız yıldızlara bakıyor”

Hayatta gelebileceğiniz en iyi yerin neresi olduğunu düşünüyorsanız, orası sizin kendinize layık gördüğünüz hayatın üst sınırını çizer.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

Benlik Saygısı-Özsaygı Gelişimi - Uzm. Psk. Merve GÜNDAY

Cam tavan sendromu. KASDER: https://kasder.org.tr/cam-tavan-sendromu/ adresinden alındı

Sekman, M. (2005). Her Şey Seninle Başlar. İstanbul: ALFA.

 

Bu yazı 193 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum