içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

İKİNCİL BİR RAHATSIZLIK: HEP MUTLU OLMAK İSTİYORUM

 

İnsan doğası gereği fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra ait hissedeceği, mutlu olacağı bir yer arayışına girer. Bu durum eski dönemlerden itibaren devam etse de son yıllarda sıkça karşımıza çıkan bir durumun da temelini oluşturmaktadır. ‘’Neden sürekli mutlu hissedemiyorum?’’

 

 

Bu köşe yazısında bir önceki yazımda genel olarak bahsettiğim pozitif psikolojinin temel kavramlarından ‘’mutluluk’’ kavramını ele almak istedim. Mutluluğun ilişkisel oluşu, anlam arayışı sürecinde ortaya çıkışı ve bireyselliği üzerinde çalışılmalıdır diye düşünüyorum.Mutluluk, bilincin yerini ne yaptığını bilmeden haz yönelimli davranmak değildir. Aksine mutluluk çoğu zaman kişinin olay ve durumlara yüklediği anlam sonucunda ortaya çıkan bir duygudur. Tabii bunun dışında kalıtsal olarak mutluluk düzeyi doğuştan yüksek olan kimseler de vardır. Bu kişilere ‘’sebepsiz mutlular’’ da denmektedir. Bu kişiler çevremizde gördüğümüz ve çoğu zaman kıskandığımız genelde mutlu kişilerdir.Buna göre mutluluk türlerini ikiye ayırabiliriz: Hedonik mutluluk(anlık mutluluk) ve Yudimonik mutluluk(anlamlı mutluluk).

 

 

Hedonik mutluluk;  hazza, olumlu duygulara, anlık iyi oluşlara dayanan mutluluk hali olarak nitelendirilebilir. Bu mutluluk çeşidinde kişiler o an iyi hissetmekte ve bu mutluluk hali kişiye anlık iyi hissetme hali sağlamaktadır. Günlük yaşamda karşımıza çıkan sevdiğimiz bir insana rastlamak, çevremizden iltifat almak, yaparken hoşumuza giden bir hobi etkinliği, duyduğumuz komik bir şaka anı ya da tuttuğumuz takımın o gün galibiyet alması bizde anlık bir mutluluk oluşturur. Bahsedilen bu mutluluk anları hedonik mutluluk anlarına örnektir. Bunun dışında yudimonik mutluluk ise daha çok uzun süreli etkinlikler sonrasında elde edilen mutluluk türüdür. Yudimonik mutluluk daha çok bir amaca, ideale, yaşam görüşüne anlamlı bağ geliştirmek sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu mutluluk çeşidi daha uzun sürede ortaya çıkmakla birlikte kişilere daha fazla mutluluk sağladığı araştırmalarla desteklenmiştir. Bu şekilde bakıldığında hedonik mutluluk istenmeyen, yudimonik mutluluk istenen bir durum gibi görünse de olması gereken mutluluk kaynakları arasında dengede olmasıdır. Kişilerin yalnıza günlük hayattaki kısa süreli mutluluk kaynaklarına da yalnızca derin anlam bağı geliştirdiği mutluluk kaynaklarına da sahip olmaya çalışması kişide ayrı bir mutsuzluk kaynağı oluşturmaktadır.

 

 

Bu konuda kişilerin mutluluk düzeyleri ve bu düzeylerin sürekliliğine yönelik olarakhedonik ve yudimonik mutlu oldukları saptanmış bireyler üzerinde yapılmış bir araştırmada yudimonik mutlu oldukları saptanan dindar insanların anlamlı şekilde daha mutlu oldukları görülmüştür. Bu sonuç mutluluk üzerinde önemli bir diğer değişkenin önemini ortaya koymuştur: ‘’Mutlulukta Süreklilik’’. Bir kişi sürekli mutlu olabilir mi? Birçoğumuzun bu soruya hayır cevabı vereceği açıktır. Peki, mutlu olmamız üzerinde neler etkilidir, bunun bir tarifi yok mu? Mutluluğunlezzetli bir kek gibi tarifi olmasa da aslında kişilerin benliğinde saklı bir tarifi olduğu daaçıktır. Her birimiz kendi içimizde doğuştan getirdiğimiz özellikler ve sonradan deneyimlediğimiz yaşantılarla bizi mutlu edecek şeyleri kendi içimizde taşırız. Ancak çoğu zaman mutluluğumuzu başkalarının mutluluğuyla kıyaslamaya başladığımızdan mutluluğumuz bize yetmemeye başlar. Bu da bizi benliğimize yabancı mutluluk kaynakları aramaya iter. Günümüzdeki iletişim olanaklarının da artması başkalarına mutlu gelen durumların anlık olarak bize iletilmesine olanak tanıdığından kendi mutluluğumuzu kontrol etmenin yanında mutluluğun bireyselliğine yönelik farkındalık kazanma ihtiyacımızı da doğurdu.  Bunun yanında mutluluğun daha çok yudimonik yani derin anlam yükleyebileceğimiz kaynaklarda olması gerektiği düşüncesi de kişilerde mutluluğa yönelik bir ön yargı oluşturdu. Kişiler hayatlarında mutlu olabilecekleri pek çok sahip oldukları ya daulaşılabilir kaynak varken ‘’Daha çok mutlu olmalıyım’’ düşüncesiyle kendilerini mutsuz edecek mutluluk arayışı içine girmektedirler. ‘’Mutluluk zor bir şey ve buna ulaşmak için kendimizden fedakarlık yapmalıyız, her mutluluğun bir bedeli vardır, mutluluk kaderimizde yokmuş.’’ gibi ifadeler dilimizde yer edinmiş işlevsel olmayan ifadelerdir. Bunun yanında JimRohn’ un ‘’Mutluluk şans değil, seçimdir.’’  sözü bu ön yargılarımızın aksine mutluluğun kişiye bağlı bir süreç olduğunu ifade etmektedir.

 

 

Mutluluk, içinde yaşadığımız an ve bizim aramızdadır. Kontrolümüzde olan durumlar ile ilgimizi çeken durumlar arasında makasın genişliği azaldıkça mutluluğumuz artmaktadır diyebiliriz. Örneğin mutluluğu başka bir kişide, işte, ortamda ya da nesnede aramanın kişiler mutsuz ettiğini çokça duymuşuzdur. Yine aynı şekilde sahip olduğu ailesi ve hayatını idame ettirecek kadar geliri olan kişilerin de karşısındaki kişiyi mutlu eden bir huzura ve mutluluğa sahip olduğuna şahit olmuşuzdur. Bu durum sözü edilen kontrolümüzde olan durumların bizde yarattığı mutluluğun daha yüksek olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak mutluluğu dışsal ölçütlerle yine dışsal kaynaklarda aramak bir yanılgıdır.

 

 

Mutluluk konusundaki bir diğer önemli değişken mutluluğun hayatımızdaki sürekliliğidir. Mutluluk düzeyimiz, genetik altyapımızdan da önemli derecede etkilenmektedir. Bu durum doğuştan getirdiğimiz mutluluk düzeyimizin ilerleyen yaşlarda da benzer seviyelerde devam edeceğine işaret etmektedir. Mutluluğun net olarak seviyesini tespit etmek oldukça zor olsa da doğuştan 100 üzerinden 40 mutluluk derecesine sahip bir kişiyi 70 seviyesine çıkarmayı amaçladığımızı düşünelim. Bu kişiye yönelik yapılan çalışmalarla kişinin mutluluk seviyesi 70 seviyesine çıktığını varsayacak olursak esas çalışılmaya değer yer buradan sonra başlamaktadır. Tayfun Doğan hocamızın bir kongresinde belirttiği üzere ‘’Mutlulukta süreklilik, bisiklet sürmek gibidir. Nasıl ki bisiklet sürerken sürekli pedal atmak zorundaysak mutluluğumuzun sürekli olması için buna yönelik çaba içerisinde olmalıyız.’’ Mutluluğu sürdürmeye yönelik bu çabaların ise az önce de bahsedilen ‘’Sahip olunan mutluluğu bir başkasının mutluluğuyla kıyaslama’’ durumuyla ilişkili olduğu görülmektedir. Kişiler mutluluklarını sürdürmek istemekle birlikte bu mutluluğun kaynaklarını keşfetme konusunda çoğunlukla tembel davranmaktadırlar diyebiliriz. Bu durumu kendi ürettiği araca bir başkasından yakıt istemek örneğiyle benzetebiliriz. Mutluluk için gereken her türlü donanıma sahip olan insanlar, bu donanımları başkalarının gün yüzüne çıkartmalarını istemektedirler.

 

 

 

Bu yazı 434 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum