içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

YAŞAMIMIZDA İHTİYAÇLAR HİYERARŞİSİ

Abraham Maslow,  Yahudi göçmen bir ailenin çocuğu olarak New York’ta dünyaya gelmiştir. Maslow, oluşturduğu ‘’Kendini Gerçekleştirme Kuramını’’ geliştirirken özellikle Max Wertheimer ve Ruth Benedict’ten etkilenmiştir. Maslow, kuramını en temelde bireylerin kendini gerçekleştirme potansiyelleriyle dünyaya geldikleri düşüncesi üzerine inşa etmiştir. Ona göre insanlar doğuştan var olan potansiyelleri vasıtasıyla hayattan daha fazla anlam elde etme arayışındadırlar. Kendinden önceki kuramcılar daha çok hasta insana, patolojiye ve en genelde insana ilişkin olumsuz yönlere odaklanmışken Maslow, kendinden önceki kuramcılardan farklı olarak insan doğasına pozitif bakış açısıyla yaklaşan ilk kuramcılardan olmuştur. O, araştırmalarında ‘’Mutlu insan kimdir?’’, ‘’Hayatı verimli geçirmek için neler yapılabilir?’’, ‘’İyi hissetmenin yolları nelerdir’’ gibi soruların cevabını aramıştır.  Maslow, insan doğasının hassas ve kırılgan olduğundan çevreden gelen kişisel ve toplumsal baskılar karşısında patolojik diye nitelendirilen davranışların ortaya çıktığını ifade eder. Kendinden önceki kuramcıların patolojiyi insanın yapısında aramasından ziyade Maslow, insan doğasının özünde iyi olma potansiyeli taşıdığını söyler. İnsan doğuştan kendini gerçekleştirme, iyi davranış sergileme, mutlu olma gibi olumlu davranışlar sergileme eğilimdedir ancak kişilerin doğuştan getirdikleri temel ihtiyaçlarının sağlıklı şekilde karşılanamaması bu potansiyelin yerini patolojik davranışlara bırakmasına sebep olmuştur. Temel ihtiyaçlar, kişinin mutlu birey olması yolundaki basamakların temelini oluşturmaktadır. Kişi bu ihtiyaçlarını sağlıklı şekilde karşıladığı takdirde hayattan daha fazla doyum elde edecektir. Bu durum Maslow’un insan doğasının aslında olumlu olduğu ancak çevresel şartlar ve ihtiyaçların yeterli karşılanamamasının kişiyi engellemesiyle patolojik davranışların ortaya çıktığı görüşünün temelini oluşturmaktadır. Peki, bahsedilen bu temel ihtiyaçlar nelerdir?

 

 

Maslow’un kendini gerçekleştime kuramındaki  ‘’İhtiyaçlar hiyerarşisini’’ günümüzde pek çok kişi sıralayabilmektedir. Hiyerarşideki temel ihtiyaçları tekrar anımsamak gerekirse bahsedilen temel ihtiyaçlar şunlardır:

 

 

a)Fizyolojik ihtiyaçlar(Uyku, yemek, açlık, uyku, cinsellik, boşaltım…)

 

 

b)Güvenlik ihtiyacı(Barınak, iş, para, mülkiyet.. gibi kişinin kendini güvende hissedeceği ihtiyaçlardır.)

 

 

c)Sevgi ve ait olma ihtiyacı(Arkadaşlık, aile, dostluk, sevgi,  güven, samimiyet…)

 

 

Bu ihtiyaçların dışında  sosyal ihtiyaçlar olarak gruplanabilen ‘’Saygınlık’’ ve ‘’Kendini gerçekleştirme’’ basamakları da hiyerarşiyi tamamlayan diğer adımlardır. Ancak bu iki basamak temel ihtiyaçlar kapsamına dâhil edilmediğinden ve bu yazıda temel ihtiyaçların hayatımıza yansımaları ele alındığından bahsedilen iki basamak detaylandırılmamıştır.

 

 

Maslow, insanların doğuştan kendini gerçekleştirme gücüyle yani potansiyelini etkin şekilde kullanma gücüyle dünyaya geldiklerini savunur. Maslow’ a göre kişilerin doğuştan getirdiği kendini gerçekleştirme gücünü açığa çıkarması için yalnızca doğasında bu potansiyeli taşıması yeterli değildir. Kişilerin yukarıda bahsedilen temel ihtiyaçları karşılaması kendini gerçekleştirme sürecinin ön koşullarıdır. En genel şekilde hiyerarşi incelendiğinde toplumları oluşturan kişilerden pek azının kendini gerçekleştirme basamağına eriştiğini görebiliriz. Kişiler genellikle bu basamaktan önceki adımlardaki ihtiyaçlarını gidermede sorun yaşamaktadırlar.

 

 

Toplumları oluşturan ve kendini gerçekleştirme basamağından önceki alt ihtiyaçlarda kalan kişilerin üst basamaklara geçmede sorun yaşamaları incelenmesi gereken bir sorundur. Bu soyut basamaklardaki yaşanan sorunları hayatımızdaki somut örneklerle incelemek, kuramı içselleştirmemizde önem taşımaktadır.

 

 

Örneğin bir öğrencinin ‘’Okula gitmeyi sevmiyorum, mahallede arkadaşlarımla vakit geçirmek istiyorum.’’ şeklinde bir şikâyeti olduğunu varsayalım. İhtiyaçlar hiyerarşisi kuramına göre çocuğun  ‘’Sevgi – ait olma’’ basamağındaki ihtiyaçları karşılanmamıştır. Bizler sorunu çözmek için öncelikle çocuğun bu basamaktan önceki 2 basamaktaki ihtiyaçlarını kontrol etmeliyiz(Fizyolojik ihtiyaçlar ve Güvenlik ihtiyaçları). Bu basamaklarda giderilmemiş ihtiyaçlar varsa bu ihtiyaçlar karşılanarak çocuğun sorun yaşadığı asıl basamaktaki ihtiyaçlar ele alınır. Tüm müdahalelerden önce çocuğun kendini okula ait hissedememesine ilişkin algıları empatik şekilde dinlenerek çocuğun ‘’anlaşılıyorum’’ hissine varması amaçlanır. Daha sonra çocuğun ilgi, yetenek ve değerlerini keşfetmesine yardımcı etkinlikler vasıtasıyla kendine yönelik farkındalığının arttırılması amaçlanır. Bu sayede çocuğun güçlü yanlarını keşfetmesinin yanında sınırlılıklarını da bilmesine olanak tanınmış olacaktır. Son kısımda ise çocuğun keşfedilen ilgi alanları ve güçlü olduğu alanlarına yönelik okulda etkinlikler vasıtasıyla çocuğun okula aidiyet bağının güçlenmesi sağlanır.

 

 

Bir başka örnekte ise ‘’Ders çalışmak istemiyorum, sınavlar çok zor ve ben çoğunda düşük alıyorum.’’ şeklinde bir şikâyeti olan öğrencinin ‘’Saygı’’ basamağında sorun vardır. Öğrencinin kendine yönelik olumsuz algıları incelenmelidir. Öğrencinin bu algılarının temelini oluşturan varsa geçmiş yaşantılar ve dolaylı öğrenmeleri gözden geçirilerek yukarı örnekteki gibi öğrencinin ‘’anlaşılıyorum’’ duygusuna ulaşması amaçlanır. Daha sonra ise öğrencinin öz yeterliliğine ilişkin çarpıtılmış inançlarını inceleyerek ‘’saygı’’ basamağındaki yeterlilik inançları normal kabul edilebilir seviyeye ulaşmış olur.

 

 

Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü üzere Maslow, olumsuz çevre koşulları ve belirli ihtiyaçlarda yaşanan sorunların kişileri hayattan daha fazla doyum sağlamaktan alıkoyduğunu belirtmektedir. Gerek eğitimcilere gerekse de ebeveynlere düşen önemli görevlerden birinin de çocukların temel ve sosyal ihtiyaçlarını bilerek bu ihtiyaçları karşılamaya yönelik çalışmalar yapmaktır. Maslow, özellikle çocukların doyurulmamış ihtiyaçlarının ilerleyen yıllarda yetişkinlikte farklı ihtiyaçların karşılanmasında engel teşkil edebileceğini ifade etmektedir. Bu sebeple öncelikle psikolojik ve sosyal ihtiyaçların neler olduğuna yönelik özelliklere ailelere farkındalık çalışmaları kazandırılmalıdır.

Bu yazı 339 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum