içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

KENDİMİZİ NE KADAR TANIYORUZ?

Beynimizin temel hedefi, dış tehditlere karşı hayatta kalmamızı sağlamaktır.  Bu amaçla tehlikeye karşı beynimiz tehdidi fark etmek, tehditle savaşmak, tehdidi yok etmek veya sadece enerji tüketecek şeylerden uzak durmak gibi temel davranışlar sergiler. Gerçek bir tehlike olduğunda beynimizin bu işlevleri hayatta kalmamızı sağlar. Ancak beynimizin  kullandığı bu yöntemler modern dünyada pek işe yaramaz. Çünkü günümüzde doğrudan dış tehdit ve tehlike azdır. Bu sebeple  dış tehlikelerden çok daha karmaşık olan içsel ve öznel süreçlerle baş etmeye çalışırız. Bizi diğer canlılardan ayıran bu içsel süreçlerimiz  duygu,düşünce ve algılarımızdır.

 

 

Öncelikle duygu, temelde çevreyi veya iç dünyamızı değerlendirme tepkisidir. Çevreyi anlamlandırma sürecinde bize yol gösterir. Duygularımız aynı zamanda bizim değer ve ideallerimize dair önemli bilgiler verir. Duygularımız olumlu ve olumsuz olarak ikiye ayrılmaktadır. Bizler genel olarak olumlu duyguları yaşamak isteriz ancak olumsuz duyguları yaşamaktan kaçınır, yok etmeye çalışırız. Bu yaptığımız eylem hatalıdır çünkü olumsuz duygular yaşamı devam ettirmek için olumlu duygulardan daha önemlidir. Olumsuz duyguları da yaşamalı, hissetmeli ve anlatmak istediği mesajı anlamalıyız.  Mesela korku duygusu en fazla rahatsız olunan ve kaçınılan duygulardan biridir ancak bu duygunun tamamen ortadan kalkması yaşamımızın son bulmasına neden olabilir. Bu durumun örneğini trafik kazalarında görebiliriz. İstatistiklere göre trafik kazasında ölenlerin büyük bir çoğunluğunun ölüm nedeni alkollü araba kullanmaktır. Alkol insanın gevşemesine, rahatlamasına, kaygıda azalmaya ve beraberinde davranışsal kontrol kaybına neden olur. Bu da bireyde kaygı duygusunun azalmasına yol açar.Kişi olan biteni algılamasına rağmen belki de korku duygusu azaldığı için sonuçları düşünmeden hareket etmeye başlar. Bu durum da korkunç trafik kazalarına sebep olabilir. Bir de olumlu duygularımız yok olsaydı neler olurdu? ona bakalım. Mesela mutluluk duygumuzu kaybettiğimizi varsayalım. Örneğin  yaptığımız aktivitelerden zevk almayabiliriz ve kişiler arası ilişkilerimizde sorunlar yaşayabiliriz. Ancak bu yaşadığımız sorunlar  yaşamla bağdaşmayacak kadar ciddi değildir.

 

 

Bu sebeple duygularımızı doğru değerlendirirsek yaşamımız bu yönde olumlu ilerler ancak duygularımızı yanlış değerlendirirsek bu durum yaşamımızda çeşitli duygusal ve davranışsal sonuçlara yol açar.

 

 

Diğer bir içsel süreç olan düşünce ise zihnimizde akan sözcükler ya da görüntülerdir. Duygularımız ve düşüncelerimiz birbirini etkiler ve ikisi de bizim içsel yaşantımız ile ilgili bilgiler verir. Düşüncenin temel görevi, duyguların işaret ettiği istek ve ideallere dönük olarak nasıl davranacağımız konusunda bize yol göstermektir. Düşünce bu görevini olayları anlayarak anlamlandırarak yapar. Bu anlamlandırma işlemi gerçekçi, uygun ve yararlı olabileceği gibi gerçeklikten uzakta olabilir. Düşüncenin bizim üzerimizdeki etkisinde önemli bir durum daha vardır: Bu da o düşünceye nasıl baktığımız, nasıl değerlendirdiğimiz ve onunla olan ilişkimizdir. Düşüncenin işlevini unutup düşündüklerimize gerçek olarak bakarsak işte o zaman düşüncenin kendisi bir sorun haline gelir. Bu durumda bizim duygu ve düşüncelerimizi yanlış yorumlamamıza yol açar. Bu durumda ne yapmalıyız? Öncelikle düşüncenin ne olduğunu hatırlayarak ona dışardan bakmalıyız. Böylece düşüncenin sadece bir düşünce olduğunu fark etmemiz bizim rahatlamamıza yol açabilir.

 

 

Peki bu duygu ve düşüncelere karşı nasıl davranışlarda bulunuyoruz? İnsanın olumlu duyguları yaşamak istediği ancak olumsuz davranışlardan kaçınmak istediğine değinmiştim. Aslında olumsuz duygularımız bizim ne istediğimizi gösterir ancak genel olarak psikolojik rahatsızlığa sahip kişilerin bu duyguları ve olumsuz yaşantıları yaşamamak için çok fazla çaba sarf ettiğini görürüz. Öyle ki bu çaba ve kaçınma onların hayatlarının bir amacı olur. Bu kişiler istek ve ideallerinden uzaklaşarak mutsuz bir yaşam sürebilirler.

 

 

Bu durumda çözüm için neler yapmalıyız? Öncelikle yaşadığımız olayı gerçekçi bir şekilde tanımlamalıyız. Yaşadığımız olayı tanımlarken düşüncelerimizin üzerimizdeki etkisini azaltmanın ve hayattaki amaçlarımıza uygun olarak değerlendirip kullanmanın ilk adımı, onu gerçek olarak kabul etmek yerine ne olduğunu kabul etmek, hatırlamak ve incelemektir. Düşüncenin gerçekliğini  incelerken kendimize şu soruyu sormalıyız : “Yaşadığım durumla ilgili düşünce diğer insanlar tarafından kabul ediliyor mu? ”  Daha sonra bu düşüncemize yönelik alternatif açıklama yöntemini kullanabiliriz.“ Yaşanan bu olayın ya da durumun başka açıklaması olabilir mi ? ” “Bu olay daha farklı nasıl görülebilir, yorumlanabilir? ” gibi sorulara verdiğimiz cevaplar bizim için yol gösterici olabilir. Bu düşüncemizin ne kadar doğru olup olmadığı ile ilgili “kanıt inceleme ” yöntemini kullanabiliriz. Kanıt inceleme yöntemini kullanırken şu soruyu sorabiliriz: “ Bu düşüncemi destekleyen bir kanıt var mı? ”

 

 

 Geleceğe ilişkin tahminler veya öngörü niteliğindeki düşüncelerimiz için “ Bu durumda olabilecek en iyi şey nedir?” “Bu durumda olabilecek en kötü şey nedir?” “ Olabilecek en gerçekçi sonuç nedir?” gibi sorular sorulabilir.

 

 

Düşüncelerimiz için yapacağımız son şey ve en önemli boyut, düşüncelerimizin etkilerine ve sonuçlarına bizim açımızdan yarar ve zararlarına bakmamızdır.

 

 

Şimdi bu soruyu ben size sormak istiyorum: “Kendinizi ne kadar tanıyorsunuz?”

 

 

 

 

KAYNAKÇA

Türkçapar,H.(2019)Fark et düşün hisset yaşa & kendi kendine psikoterapi rehberi. İstanbul:Epsilon Yayıncılık.

Bu yazı 690 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum