içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

ERGENLERDE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ

 

Cinsiyet, kadın ve erkek olmanın biyolojik temelidir. Genetik dizilişteki, üretici anatomideki ve bu anatominin işlevindeki biyolojik farklar olarak tanımlanır. Kişinin cinsiyeti dolayısıyla ona yüklenen bütün davranış ve beklentileri toplumsal cinsiyet terimiyle açıklanır. Kadınların ve erkeklerin farklı sosyal ve kültürel yapılara göre değişkenlik gösteren rolleri, sorumlulukları ve kendilerinden beklenilen tutum ve davranışları toplumsal cinsiyet kavramını kapsamaktadır. Toplumsal cinsiyetin, cinsiyetten farkı; cinsiyet, biyolojik olarak belirlenirken, evrenselken ve değişmezken, toplumsal cinsiyet, sosyal olarak belirlenir, kültürden kültüre ve toplumdan topluma değişebilmektedir. Toplum içinde erkek-kadın kategori koleksiyonuna atfedilen kültürle ilişkili rolleri ve beklentileri açıklamaktadır. Genel olarak kadına kadınsı özellikler olarak duygusal, hassas olma gibi özellikler atfedilirken, erkeklere de; güçlü olma, sert görünme gibi özellikler atfedilmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliği ise; fırsatları kullanma, kaynakların ayrılması ve kullanımında hizmetleri elde etmede bireyin cinsiyeti nedeniyle ayrımcılık yapılmamasıdır.

 

 

Toplumsal cinsiyet eşitliği çocuğun gelişiminde dikkat edilmesi gereken bir konudur ve bireye erken yaşlardan itibaren kazandırılması gerekmektedir. Çünkü doğumdan sonra çocuk kendi cinsiyetini ve başkalarının cinsiyetini fark etmeye ve her iki cinsiyetin ayrımını yapmaya başlar. Bebek doğumla birlikte cinsiyet organlarının farkına varmakta ve kendisini bir sınıflamaya dâhil etmektedir. Bebek doğduğunda bebeğe kimliği, sahip olduğu cinsiyet organlarına bakılarak ya kadın cinsiyet grubu ya da erkek cinsiyet grubuna ait olacak şekilde atanır. Cinsiyet rollerinin kazanılması için gerekli olan yaklaşık üç yıllık sürede ebeveynler ve sosyal çevresi çocuğun cinsiyetini uygun davranmaya başlar ve beklentileri de bu yönde gelişir. Yapılan birçok araştırma ebeveynlerin kız ve erkek çocuklarına yönelik davranışlarındaki farklılığı ortaya koymaktadır. Erkek çocuklarına daha çok yarışmacı, rekabetçi, ağlamamaları ve duygularını belli etmemeleri, kızlara ise sevecenlik, yakından takip edilme ve endişe duyulma şeklinde özellikler yüklenir. Dolayısıyla çocuklar erken yaşlardan itibaren kadın ve erkek olmanın ayrımına varmakta ve ilerleyen yaşlarda ise cinsiyetlerine ilişkin rolleri kazanmaktadır. Çocuk okula başladığında ise kendi cinsiyetine göre seçimler yapmaya başlamaktadır. Erken çocuklukta kendi hemcinsleri ile birlikte zaman geçirmeye daha sonraki yıllarda ise karşı cinsi de tanımaya ve onunla vakit geçirme başlamaktadır. Okullarda ise öğrencilere cinsiyetlerine ve cinsiyet rollerine göre bir tutum sergileme ve beklentileri bu yönde oluşturma eğilimi vardır. Okulun ilk kademelerinden itibaren öğrencilere toplumsal cinsiyet eşitliği kazandırılası gereken bir hedef alanı olmakla birlikte özellikle lisede öğrencilerin cinsiyete ilişkin kişilik özelliklerinin belirginleşmesi, ergenlikle birlikte toplumsal cinsiyetine yönelik algılayışlarının gelişmesinden dolayı üzerinde durulması gerekmektedir. Lise yıllarında ergenlerin kimlik oluşturma sürecinde cinsiyetine ilişkin rollerini, toplum tarafından atfedilen, çoğu zaman doğru olmayan kalıplaşmış değer yargılarına bağlı olmadan ve sınırlandırılmadan kazanması gereklidir. Eğer bu kritik süreç düzgün bir şekilde atlatılmazsa ergenlerin ileriki yaşamlarını olumsuz şekilde etkilenebilir ve cinsiyetine ilişkin toplumsal rol ve özelliklerini sınırlandırabilir, benlik saygısına ve kimlik oluşturma sürecine zarar verebilir.

 

 

Ergenlik dönemi fiziksel ve duygusal süreçlerin yol açtığı cinsel ve psikososyal olgunlaşma ile başlayan ve bireyin bağımsızlığını, kimlik duygusunu ve sosyal üretkenliğini kazandığı zaman sona eren bir dönemdir. Bu dönemde özellikle kimlik kazanma ve oluşturma süreci bireyin cinsiyet rollerine ve toplumsal cinsiyet özelliklerine göre şekillenmektedir. Ergenlik döneminde birey cinsiyet rollerinin içselleştirilmekte, kendisine uygun bir kimlik oluşturma sürecine girmekte ve bununla birlikte toplumsal cinsiyet olgusunu da geliştirmektedir. Ergenlik döneminde cinsiyete uygun biçimlerde davranmaya yönlendirici çevresel tutumların etkisiyle toplumsal cinsiyet rollerinin içselleştirilmesiyle cinsel kimlik oluşumu tamamlanır. Ergenlik dönemde kimlik oluşturma süreci kritik önem taşımaktadır. Ergenler bu kritik dönemi tamamlamak için toplumsal cinsiyet rollerini de kapsayan çeşitli toplumsal rollerle benlik kavramlarını bütünleştirirler. Ergenlik dönemi kimlik arayışının arttığı, toplumsal cinsiyet ve benlik kavramının ön plana çıktığı bir dönemdir. Ergenliğin sonuna gelip de halen cinsel, toplumsal ve mesleki kimlik gelişimini tamamlayamayan gençlerde kimlik kargaşası görülür. Bu dönemin sonunda kimlik duygusu edinememiş gençlerde yakın ilişkiler kurmama ve bu ilişkileri sürdürmeme, iş ve eş seçebilmede zorluklar ve en önemlisi toplumsal cinsiyet eşitliği içinde erişkin bir birey olamama durumları yaşanır.

 

 

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kadınlar üzerindeki olumsuz etkileri de kaçınılmazdır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle kadınlar daha az sağlıklı, daha düşük eğitimli, daha az işgücüne katılan, daha az gelir getiren işlerde çalışan pozisyondadır. Böylece cinsiyete dayalı kalıp yargılar kadınların toplumsal kaynaklara erişimini de etkilemektedir. Bu eşitsizlik, cinsiyete dayalı çeşitli ayrımcılık ve engellemelerle güçlenir; sadece kadınların değil, bütün toplumun ekonomik, siyasal, kültürel gelişmesi önünde ciddi bir engel haline gelir. Toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde gelişimi desteklenmeyen birey ileriki yaşamında pek çok sorunla karşılaşabilir, cinsiyetine ilişkin rollerinde ve özelliklerinde sınırlanma yaşayabilir. İleriki iş hayatında, çalışma ortamında, aile ilişkilerinde hatta çocuk yetiştirme tarzına kadar pek alanda cinsiyet rollerine ilişkin eşitsizliğin olduğu bir yaşam tarzı benimsemesine neden olabilir.

Bu yazı 516 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum