içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

ÇOCUKLARDA ÖLÜM VE YAS ALGISI

Ölüm, tüm canlılar için biyolojik varlığın son bulduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Yas da kişinin bir yakınının ya da sevdiği bir nesnenin kaybına karşı verdiği tepkileri içeren düşünce, duygu ve davranış sürecidir. Çocuklarda yas süreci çocuğun yaşı ve bilişsel gelişimiyle yakından ilgilidir. Ölüm kavramının ‘geri dönülmezlik’ ve ‘son bulma’ öğeleri ile beraber anlamlandırmakta güçlük çekildiği çocukluk dönemindeki yas süreci, erişkinlerde görülen süreçten daha farklı olarak gerçekleşmekte ve daha zorlu bir deneyim olarak kabul edilmektedir (Kaufman & Kaufman 2005). Çocuğun yası nasıl yaşadığı ölümü nasıl algıladığına bağlı olarak değişir. Çocuğun bireysel ve gelişimsel özelliklerine göre kayba nasıl tepki vereceğinin bilinmesi çocuğa doğru bir şekilde yardımcı olabilmek için çok önemlidir.

 

 

Yaşa Göre Ölüm Algısı

  

 

0-3 yaş arası bebeklik döneminde ölüm kavramı henüz gelişmemiştir, bebek ölümü ayrılıkla özdeşleştirir. Ebeveynler çocuklar için birincil bakım veren, bağlanılan, sayesinde temel güven duygusunu kazandığı kişilerdir. Bu yüzden kayıp eğer ebeveyn ise bebekte temel güven duygusu sarsılır. Bebek kaybettiği bakım verenini arama davranışı, ağlama, diğer kişiler tarafından rahatlatılmayı reddetme, huzursuzluk, sinirlilik, eskiden zevk aldığı oyun aktivitelerine isteksizlik, yeme ve uyku sorunları yaşayabilir. Tuvalet eğitimi gibi daha önceden kazandığı yeteneklerin kaybı şeklinde yas tepkileri de sergileyebilir.

  

 

5 yaşına kadar çocuklar bir kişinin sonsuza dek yok olduğunu düşünemeyip başka bir yerde yaşamını devam ettirdiğine inanabilirken 5-10 yaş arasındaki çocuklar, zamanla ölümün geri dönülmez oluşunu anlamaya başlarlar. 7 yaş civarında ölümün engellenemez ve evrensel bir olgu olduğunu artık kavramaya başlar, ancak kendinin de ölebileceğini kavrayamazlar. Hayaletlerin, yaratıkların, meleklerin ölümle ilişkili olduğunu düşünürler. Çocukların düşünceleri somut düzeydedir ve yas olgusunu anlamaları için somut ifadelere ihtiyaç duyarlar. Sihirli öğeler hala düşlerinin bir parçası olmaya devam eder. Ölülerin yaşayanları gördüğünü ya da işittiğini varsayıp bunun bir sonucu olarak öleni memnun etmek için çabalarlar.

 

 

10 yaşından itibaren çocuğun ölüm kavramı giderek daha soyut hale gelir ve bir kayıp olgusunun uzun vadedeki sonuçlarını daha iyi görebilir. Bu yaşta haklılık ve haksızlık, kader ve mistik olaylar üzerine daha çok eğilirler. Bu yaşlarda ortaya çıkan hızlı ve yoğun biyolojik, psikolojik ve sosyal değişmelerin yanı sıra ölümler de şiddetli tepkilere yol açar. Ölümü soyut bir düşünce olarak kavrayabildikleri gibi, bunu evrensel ve kaçınılmaz olarak algıladıkları için kendilerinin başına da gelebileceğini kavrarlar.

   

 

Ergenlik dönemindeki çocuklarda ölüm kavramı soyut biçimde kavranır. Ölüm kavramı daha somut bir hal alır, bir kaybın uzun dönemli etkilerini anlamaya başlarlar (Dyregrov, 2008). Ergenlik döneminde gençler, yaşamın anlamını sorgulamaya başladıklarından, anne baba kaybı ile karşılaştıklarında bu kaybın ne olduğu, nasıl gerçekleştiği ve bu kaybın hayatını nasıl şekillendireceği konusunda tam bir anlayışa sahip olmaktadır (Granot, 2005). Granot (2005)’a göre ergenler bir kayıpla karşılaştıklarında bunu önemsemiyormuş gibi görünebilirler, bunun nedeni ergenlerin güçlü görünmek istemeleridir. Böyle bir durumda ergenler genellikle iki paralel düzeyde yaşarlar: Görünen düzeyde normal hayatlarına devam ederler; gizli kalan düzeyde ise kayıpla ilgili yoğun duygular yaşarlar. Cinsiyete göre bakacak olursak kızlarda akranlarından daha çok destek arama davranışına rastlanırken, erkeklerde agresif davranışlar, alkol ve madde kullanımı görülebilir. Duygu durumunda dalgalanmalar, yoğun agresyon, sosyal izolasyon, okul reddi, şiddetli depresyon, intihar davranışları, madde kullanımı ve cinsel davranışlar komplike yas belirtileri arasında sayılabilir.

 

 

Çocuklar kayıp karşısında ilk olarak şok, inkar, korku, itiraz, dona kalma, aldırış etmeme gibi tepkiler gösterebilirler. Konuşma bozukluğu, yeme, uyku, davranış sorunları, idrar kaçırma, dışkı kaçırma, regresyon(gerileme), okul başarısında düşme, huzursuzluk, kaygı, korku, hırçınlık, hareketlilik, sinirlilik, bedeniyle aşırı uğraşma, hayatta kalan ebeveyne ya da bakım verene aşırı yapışma davranışı ve ayrılık kaygısı gibi belirtiler sıkça görülebilmektedir (Dowdney 2000).

 

 

Kayıp ile karşılan çocuk ya da ergene nasıl yaklaşılması gerekir?

 

 

Çocuklara kayıplara ilişkin gerçekler olduğu gibi ve doğrudan, yaşlarına ve gelişimsel dönemlerine uygun şekilde somutlaştırılarak ve olabildiğince soyut kavramlardan uzak durularak, basit, anlaşılır şekilde ve çocuğun hazır olduğu zamanda, yakın ilişkide olduğu kişilerce anlatılmalıdır. Çocuğa ölen birinin bütün vücut fonksiyonlarının durduğunu, yani ölen birinin nefes alamayacağı, yemek yiyemeyeceği, oyun oynayamayacağı, düşünüp hissedemeyeceği söylenebilir. Çocuk tarafından beklenmedik sorularla karşılaşıldığında düşünmek için zaman istenebilir. Özellikle küçük çocuklara bilişsel gelişimlerine uygun şekilde somut kavramlarla ölümün bedende nasıl gerçekleştiği anlatılmalı, duygularını ifade etmelerine, soru sormalarına, ağlamalarına izin verilmelidir. Çocukla konuşurken ölen kişi hakkında “uyuyor”, “yolculuğa çıktı”, “başka bir dünyaya gitti”, “cennette”, “bize yukarıdan bakıyor” gibi ifadeler kullanılmamalıdır, ruh gibi soyut kavramlara yer verilmemelidir. Bu, yolcululuğa çıkan ya da uyuyan herkesin öldüğü gibi bir his yaratabilir ya da karmaşıklık getirir. Ölüm çocuk için uzağa gitmek, hasta olmak, yaşlı olmakla karıştırılmamalıdır (Granot, 2005: 30). Çocuğun cenazeye götürülmesinde bir sakınca bulunmadığı söylenmekle birlikte bu olaya çocuğun hazırlanması gerekmektedir (Granot, 2005). Güvendiği bir yetişkinin yanında olması ve duyguların ifade edilmesine izin verilmesi bu aşamada önemli olmaktadır. Çocuklar yetişkinleri model aldığından erişkinin kendi yas süreçlerini bastırmaması, duygularını çocuk ile paylaşması önerilmektedir.

 

 

Sonuç olarak, ölüm yetişkinlerin bile baş etmekte güçlük çektikleri bir gerçektir. Çocuklar açısından ise bu gerçeğin daha karmaşık, ruhsal yönden zorlayıcı ve kalıcı izler bırakmayacak şekilde atlatılması önemlidir. Yas tepkilerinin sağlıklı yaşanabilmesi için, kayıp sonrası içinde bulunulan ortamın ve bakım verenlerin desteği gerekmektedir. Yası komplike eden durumlar söz konusu olduğunda ya da yasa eşlik eden psikiyatrik durumların varlığında, profesyonel destek almaktan kaçınılmamalıdır.

                                                                                                                             

 

 

 

KAYNAKÇA

*Ürer, E. (2017). Çocuklarda Ölüm ve Yas Üzerine Bir İnceleme

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/381434

*Attepe, S.(2010). Anne Baba Kaybının Çocuklar Üzerindeki Etkileri

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/198134

* Dülgerler, ş ; Engin, e. ; Çam, o.(2005) Çocuklarda Ölüm Kavramı ve Yas Sürecinde Psikiyatri Hemşiresinin Rolü

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/836032

* ERGÜN, N. (2005), Fırat Üniversitesi Doğu Araştırmaları Dergisi Çocuklarda Yas

https://dergipark.org.tr/tr/pub/fudad/issue/47056/591986

Bu yazı 304 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum