içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

BELGESEL FİLM ANALİZİ: BAL ÜLKESİ (HONEYLAND)

 

Yönetmenliğini Tamara Kotevska ve Ljubo Stefanov’ un üstlendiği Bal Ülkesi 2019 Makedon belgesel filmidir. İki dalda Oscar adayı olan bu belgesel film insanlığın günden güne yitirdiği duyguları yüzümüze vuran Hatidze Muratova’nın hayat öyküsünü anlatıyor. Belgesel filmin süresi bir buçuk saati geçmemesine rağmen şapkamızı önümüze koyup düşünmemizi sağlıyor.

 

Bu belgesel filmi dikkat çekici kılan unsurlardan biri ise konunun çekimler sırasında değişmesi. Aslında yönetmenler ülkede yer alan Bregainica nehri yakınındaki hayatı konu alan kısa film çekmek için bölgeye gelirler ama Hatice’nin hayatına tanık olurlar. Böylece Hatice’nin küçük dünyası milyonlarca insana mal olan bir serüvene dönüşür.

 

Hatice henüz şehir ışıklarının yıldızların aydınlığını bastırmadığı, fabrika dumanlarının kasvetli kokusunun çiçeklere sinmediği bir köyde yaşlı ve çok hasta olan annesiyle birlikte yaşamını sürdürüyor. Geçimini bal satarak sağlayan Hatice, gününün büyük bir kısmını arılarıyla beraber geçirmektedir. Herkesin türlü kıyafetler giymesine rağmen yaklaşmakta zorlandığı bu arılara Hatice kendini korumaya ihtiyaç duymadan yaklaşmaktadır. Sanki arılar O’na güvenmekte ve onun işini kolaylaştırmaktadır.

 

Bul, sömür ve yok et dünyasında alışkın olmadığımız tarzda yaşıyor Hatice hayatını. Arılarını şarkılar söyleyerek sakinleştiriyor. Balın olmasını beklerken ayrı balları toplarken ayrı saygı gösteriyor arılarına. “Yarısı size, yarısı bana “ diyor her seferinde. Bu bizim dünyamıza çok yabancı olan saygı ve paylaşma arzusu. Onun kısıtlı imkânlarda yaşamasına rağmen sahip olduğu bu dürtüler ise onun huzurlu hayatının mihenk taşı.

 

Köye yeni bir ailenin taşınmasıyla beraber hiç alışık olmadığı olaylara tanık oluyor. İlk başlarda tanımaya çalışıyor çocuk nüfusu hayli fazla olan Sam ailesini. Beş çocuklu bu aile ise hayvancılıkla uğraşıyor. Günlük işlerde ailenin tüm üyeleri aktif olarak birbirine yardım ediyor. Ama zamanla köydeki arıları sahipleniyorlar. Hatice’nin yaşam prensiplerinden farklı olarak bu aile de günümüz toplumu gibi doğayı kendi tekelinde zannediyor. Hayvanlar, ağaçlar hatta nehir dahi onların emrinde gibi davranıyorlar. Bu ise Hatice’nin hayatını zora sokuyor. Her seferinde arıların ballarının hepsini almayın uyarılarına rağmen bu aile balların hepsini topluyor ve arıları Hatice’nin arılarına saldırıyor. Yerdeki insandan gökteki kuşa kadar sevgi besleyen Hatice için bunlar büyük üzüntüye neden oluyor. Daha köye ilk geldikleri andan itibaren onlara yardım eden, çocuklarına bakan Hatice artık onlardan kurtulmak istiyor. Neyse ki kış gelmek üzereyken bu aile köyü terk ediyor. Geride yanmış ve kesilmiş ağaçlar, tahrip edilmiş tarlalar kalıyor.

 

Kışı annesiyle beraber soba sıcağında geçiren Hatice ilkyazı ise yalnız kucaklıyor. Hatice büyük üzüntüsü ve yalnızlığına rağmen üretmekten ve yaşam yolunda koşmaktan geri kalmıyor.

 

Hatice ve köpeğini karlı bir günde bal toplamaya giderken bitiyor belgesel. Ama bizde yeni hesaplaşmalar başlatacağı kesin. İnsanın insana kuyu olduğu bu zamanda Hatice’nin davranışları bize ilk önce sert bir tokat daha sonrasında ise yol haritası olmalı.

Bu yazı 1849 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum