içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

TOKSİK POZİTİFLİK

  Yıkıcı veya travmatik bir durumla karşı karşıya geldiğimizde durumun sonucu olarak ortaya çıkan olumsuz duyguları yaşamak veya bunlarla yüzleşmek yerine bu duygulardan sonuna kadar kaçmak insanlara çoğunlukla daha mantıklı gelir. Bunun nedeni ise toplumda algılanan  “sürekli iyi olmalısın, mutlu olmalısın” baskısı olabilir. Bu baskıya ise toksik (zehirli) pozitiflik adı verilir. Çevremizden aldığımız bu telkinler zamanla kendi içsel süreçlerimize dönerek bizi duygularımızı bastırmaya itebilir. Zamanla yaşadığımız olumsuz duyguları birer engel olarak görmeye başlarız. Sonrasında ise bu engelleri aşmak için insanüstü çabamız başlar. 

 

 

  Oysaki insanların duygu yelpazesinde sadece olumlu duygular yer almamaktadır. Yaşadığımız müddetçe üzüntü, kırgınlık,  hüzün ve benzeri birçok duygu yaşayabiliriz.

 

 

  Örneğin bir oda dizayn ettiğinizi düşünün. Bu odada bir yatak, gardırobu,  çalışma masası ve kitaplarınızı ve diğer eşyalarınızı koymak üzere raflı bir dolap bulunduğunu düşün. Tüm odaya eşyaları gereğince yerleştirdiniz. Ama birden kitaplarınızı koyduğunuz raf bir yandan çökmeye başladı. Böyle bir durum karşısında kitaplarınızın yere düşmesini, biblolarınızın kırılmasını hatta çıkan gürültüyü göz ardı edebilir miydiniz? İşte olumsuz duygularımızda bu çöken rafa benzemektedir. Hiçbir şey olmamış gibi odanın geri kalanına odaklanamayacağınız gibi sizi üzen olumsuz duygulanımı da görmezden gelemezsiniz. Çünkü duygularımız bir domino taşı gibi birbirini etkiler ve birbirinin dengesine ihtiyaç duyar.

 

 

  Peki duygusal olarak zor bir dönemden geçerken süreci sağlıklı nasıl yürütebiliriz?

 

 

 -Acıyı, hüznü, korkuyu, endişeyi ve mutsuzluğu hissetmeye izin vermek

 

 

 -Bir şeyler üretememe ye harekete geçememe ye durma ya beklemeye hakkımız olduğunu bilmek

 

 

-Dikkatimizin dağınık olmasının bir işe konsantre olamamamızın normal olduğunu kabul etmek

 

 

 -Beynimizin yolladığı savaş ya da kaç sinyallerinden ötürü, ajite olmanın, bir şeyler stoklamanın, yemek yeme/ yapma halimizin içgüdüsel ve normal olduğunu bilmek

 

 

-Karamsarlığa kapılmak ile umutlu olmak arasında sürekli bir git gel yaşamanın dengemizi zaman zaman bozabileceğini

 

 

 -Ruhsal olarak bazen düşecek gibi hissetmenin kaçınılmaz olduğunu anlamak daha işlevsel olacaktır.

 

 

 Çevremizde çökkünlük yaşayan bireylere rastladığımız da ise onlara: “haline şükret, kafaya çok takma, pozitif ol”  ve benzeri yargılayan, eleştiren ve duygusunu reddeden tavırlar göstermemeliyiz.  Duygularını paylaşmaya çalışan insanlar bu tutumlar neticesinde hissettiklerini bastırma yoluna gidebilir. Bunların yerine etkili dinleme ve empatik yaklaşım yolunu tercih ederek çevremizin de duygularını yaşamasına katkıda bulunabiliriz.

 

 

  Unutmayalım ki. Hayat tozpembe bir bulut değil çeşitli dönemeçlerin, iniş çıkışların olduğu bir labirenttir.

Bu yazı 69 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum