içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

BAĞLI MISIN BAĞIMLI MI?

Her ikisi de bağ kelimesinden türemesine rağmen birbirinden farklı süreçleri anlatan bu iki kavram üzerine düşünelim istedim bugün. Pek çoğumuz günlük hayatta birbirinin yerine kullanıyor bağlılık ve bağımlılığı fakat şöyle bir giriş cümlesi yerinde olacaktır, bunlardan birisi insanın severek isteyerek seçtiği, diğeri ise istese de vazgeçemediği bir yol.

 

Bağlandığımız insanlar olur yaşamamızda mesela, güçlü duygusal ilişkiler yaşadığımız ve aradaki bağı kaybetmek istemediğimiz... Bu aradaki bağın hem karşı taraf için hem de kendimiz için iyi gelen bir tarafı vardır. Bir elektrik kablosu gibi düşünebiliriz bağı, sürekli bir alışverişin olduğu, fayda sağlayan bir süreç. Bu süreç genellikle insanlar arasında tanımlanmakta olup bazen iki kişi arasında meydana gelebilir ya da bazen bir gruba olan bağlılığımızı ifade edebiliriz. Literatüre baktığımızda ise bağlılık/bağlanma ile ilgili çalışmalar geniş bir yelpazede ele alınmaktadır. Bebeklik döneminde anne/babayakarşı olan ya da yetişkinlik dönemindeki bağlanma stilleri, bir siyasi partiye, bir kültüre, bir arkadaş grubuna olan ya da yakın bir arkadaşa duyulan bağlılık veya çiftler arasında oluşan bağlılık ele alınan konulardan birkaçıdır. Benim asıl burada yer vermek istediğim konu ise romantik ilişkilerimizdeki bağlılık.

 

 

Yakın ilişkiler kapsamında ele alınan romantik ilişkiler, çiftler arasında gelişen tutku, bağlılık ve yakınlığın bileşiminden oluşan bir ilişki olarak tanımlanmaktadır (Sternberg, 1986). Romantik ilişkilerimiz, hayatımızı pek çok farklı noktalardan etkilemekle beraber, sağlıklı romantik ilişkiler ergenlikten itibaren bireylerin benlik algılarını güçlendirmekte (Larson ve Richards, 1991), özgüvenini arttırmakta (Larson, 1988), sosyal ve duygusal uyumlarını kolaylaştırmakta (Carlson ve Rose, 2007) ve onlara önemli bir sosyal destek kaynağı sağlamaktadır (Connollly ve Konarski, 1994). Diğer yandan, sağlıksız romantik ilişkiler ise olumsuz benlik algısına (Roisman ve diğ., 2005), duygudurum bozukluklarına (Montgomery ve Sorell, 1997) ve kişilerarası çatışmalara (Neider ve Seiffge-Krenke, 2001)neden olmaktadır. Romantik ilişkilerimizsağlıklı olsun veya olmasın, partnerler arasında kurulmuş olan bir bağ vardır. İlişki her iki kişi için de doyum sağlıyorsa ve kendini geliştirerek devam ediyorsa aradaki bu bağın daha da güçlenme olasılığı yüksektir. Önceleri nasıl ki bir oya ipi kadar ince ve güçsüzse bu bağ, ilişkideki bireylerin özverileri, fedakarlıkları veya bazen sadece sevgileri sayesinde oldukçagüçlü ve dayanaklı bir halat şeklini alabilir. Böylece artık eskisi gibi kırılgan, naif bir ilişki olmaktan çıkıp zorluklar karşısında direnen sağlam bir ilişkiye adım atılmış olur. İşte arada oluşan bu bağın kişilere yüklediği sorumluluk da bağlılık olarak isimlendiriliyor. Türk Dil Kurumu Sözlükleri’nde bağlılığın tanımına baktığımızda şu şekilde geçiyor: “Birine karşı, sevgi, saygı ile yakınlık duyma ve gösterme, sadakat.” Tanımdan da anlaşılacağı üzere bağlı olduğumuz kişiye karşı hissettiğimiz temel duygu sevgidir. Sonrasında gelen saygı, sadakat veya benzeri duygular sevgi temelinde şekillenen ve bağlılığa katkısı olan duygulardır. Bu duyguları yaşadığımız oranda bağlılığımız artarken, bağlılığımız arttıkça da bu duyguları besliyoruz, bu nedenle çift yönlü bir mekanizmadan bahsedebiliriz.

 

 

Birbirine bağlı olan insanlar hem birbirleriyle olmaktan hem de bir ilişki yürütebilmenin verdiği hazla bu bağı korumak ve güçlendirmek isterler. Aralarında bağlılığın tanımlandığı ilişkiler, sadakatin olduğu, verimli ve hoş vakitlerin geçirildiği, saygı ve sevginin yüksek düzeyde olduğu ve özellikle karşı taraf olmadan da yaşanabilirliğin farkında olunduğu ilişkilerdir. Bu son söylediğim bize ilişkilerimizde yaşadığımız bağlılıktançıkan ve ekmek, su gibi diğerine ihtiyaç duyduğumuzun belirtisi olan bağımlılık ile çok daha iyi açıklanıyor. Bakın William Gibson'ın bu konuda şöyle bir açıklaması var:

 

 

“Bağımlılıklar... Kademeli bir felaket simyası aracılığıyla sizin için kararlar almaya başladılar. Sonunda, en önemli yaşam kararlarını veriyorlardı.”

 

Gibson’ın bu sözleri maddesel (sigara, alkol, kumar…)temele de dayanmakla birlikte, açıklamalarını ilişkilerimiz üzerine denk getirelim istedim. Şimdi bu kısmı okurken bağımlılıklarınızı düşünmenizi istiyorum. Pek çoğumuz sigara ya da alkolle başlayıp eski sevgiliyle bitirecek muhtemelen. Gibson'ın dediği gibi bağımlılıklarımız bizim için kararlar almaya başladığında biz sadece içinde bulunduğumuz durumdan kurtulamayan bir kukla oluyoruz. Özellikle romantik ilişkilerimizde, birlikte olunan süre arttıkça ilk başlarda bağlılık ile oluşan birliktelik, yerini bağımlılığa bırakmış oluyor. Yani onsuz yapamam, başka biriyle asla olamam, kimse beni onun kadar sevemez, başka birisini tanımakla uğraşamam gibi beynimizde anında oluşan ve yanıp sönen düşünceler... Bağımlılığın bu belirtileri genellikle sevgi ya da aşkla karışınca ayırt etmek çoğu kişi için zor oluyor, gerçekten seviyor muyum yoksa bağımlı mıyım ayırdını yapmaktan pek çok kişi sakınıyor. Çünkü kişi istediği gibi bir ilişki yasayamıyor bile olsa bu sorgulamaların sonu bir belirsizliğe çıktığı ve bu belirsizlikler de yeni sorumluluklar getireceği için genellikle hissedilen duygu korku oluyor. 

 

 

     “İlişki bağımlılığında temel özellik, bireyin kendi benliğini küçümsemesi ve gereksinimlerine kayıtsız kalması, buna karşın karşıdakinin tüm gereksinimlerine ve duygularına duyarlı olmasıdır. Yani ‘öteki’ odaklı olmasıdır.” (Ançel, 2015). Bu anlamda ilişkilerine bağımlı olan bireyler partneri tarafından sevilmek, kabullenilmek uğruna kendi değerlerinden vazgeçen, gereksinimlerini ve özellikle duygularını gizleyen ve daha çok kendisinden ziyade başkaları odaklı yaşayan bireylerdir. Tüm bunlarla birlikteilişkilerinde bağımlı örüntüler gösteren kişilerin özelliklerini birkaç maddede şu şekilde sıralayabiliriz:

 

- Başkalarına bakım verme zorunluluğu hissetme,

- Mükemmeliyetçilik,

- Hayır diyememe,

- Daima başkalarını haklı görme,

- Ayrılmaya dayanamama,

- Karar verme zorluğu,

- Cinsel problemler yaşama,

- Aşırı hassasiyet,

- Duygularını tanımlamada güçlük,

- Tartışma çıkaracak konuları konuşmaktan sakınma.

  

   Yukarıda yapılan tüm açıklamaları toparlayacak olursak bağlılık ve bağımlılık aslında birbirlerinden etkilenen, birbirlerine sebep olabilen süreçleri içeriyor olabilir. Bağlılık ilişkilerimizin sağlıklı boyutunu oluştursa da zamanla bağımlı hale gelebiliriz ama diğer açıdan baktığımızda bağımlı olduğumuz bir kişiye karşı bu yoğun duyguları törpülemek, ilişkiyi bağlılık boyutunda sabitlemek oldukça zordur. Hele ki uzun süreli bir ilişkimiz varsa diğerinden ayrılma korkusuyla birlikte değersizlik duyguları bağımlılığımızı oldukça pekiştiren bir hal alabilir. Bununla beraberilişkide geçirilen süre bağımlılık için önemli bir kriter olsa da yıllar içerisinde kişi öncelikle öz değerinin sonra da gerçek dışı düşüncelerinin farkına varmalıdır. Ancak bu şekilde sağlıklı bir ilişki yaşamak mümkün olabilir.

 

 

 

 

Kaynakça

Ançel, G. (2015). Kişilerarası İlişkilerde Bağımlılık. Alter Yayıncılık.

Carlson, W., & Rose, A. J. (2007). The role of reciprocity in romantic relationships in middle childhood and early adolescence. Merrill-Palmer Quarterly, 53, 262–290.

Connolly, J. A., & Konarski, R. (1994). Peer self-concept in adolescence: Analysis of factor structure and of associations with peer experience. Journal of Research on Adolescence, 4, 385–403.

Gizir, C. A. (2013). Üniversite öğrencilerinin ilişki inançlarının cinsiyet ve romantik ilişki yaşama durumlarına göre incelenmesi. Eğitim ve Bilim,38(170), 373-383.

https://sozluk.gov.tr/

Larson, J. (1988). The marriage quiz: College students’ beliefs in selected beliefs about marriage. Family Relations, 37, 3-11.

Larson, R., & Richards, M. H. (1991). Daily companionship in late childhood and early adolescence: Changing developmental contexts. Child Development, 62, 284–300.

Montgomery, M. J., & Sorell, G. T. (1997). Differences in love attitudes across family life stages. Family Relations, 46, 55-61.

Neider, T., & Seiffge–Krenke. I. (2001). Coping with stress in different phases of romantic development. Journal of Adolescence, 24, 297–311.

Roisman, G. I., Collins, V. A., Sroufe, L. A., & Egeland, B. (2005). Predictors of young adults’ representations of and behavior in their current romantic relationship: Prospective tests of the prototype hypothesis. Attachment and Human Development, 7(2), 1051-121.

Sternberg, R. J. (1986). A triangular theory of love. Psychological Review, 93(2), 119-135.

Bu yazı 195 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum